Sosyalist Kültür Ansiklopedisi (cilt 7) [PDF]

  • 0 0 0
  • Suka dengan makalah ini dan mengunduhnya? Anda bisa menerbitkan file PDF Anda sendiri secara online secara gratis dalam beberapa menit saja! Sign Up
File loading please wait...
Citation preview

SOSYALİST KÜLTÜR ANSiKLOPEDİSİ VII



MAY YAYINLARI



YAYIMLAYAN Mehmet Ali YALÇIN YÖNETEN Şükran



KURDAKUL



TEKNİK YÖNETMENLER : Tomurcuk



ERZiK- isfendivar ERZİK



YAZARLAR S. Günay AKARSU, Eleştirmen. (Tiyatro) - Faik AKÇAY, Yazar - Öğretmen. (Kent Sorunları) - Dç . Sina AKŞİN, Siyasal. Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi. (Tarih) - Feriha AKTAN, Yazar. (Edebiyat) - Dündar AKÜNAL, Yazar. (Dergiler) - Erdal ALOVA, Şair - Yazar. (Edebiyat) - Muzaffer ARABUL, Şair Yazar. (Dergiler) - Prot . Oğuz ARI, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi. (Kentleşme) - Osman Saffet AROLAT, Yazar. (Kurumlar, Davalar) - Hilmi ARTAN, Yazar. (Kişiler, Kurumlar) - Dç. Toktamış ATEŞ, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi. (Kemalizm) - Cengiz BEKTAŞ, Yüksek Mimar _ Şair. (Mi­ mari) - Dç. Korkut BORATAV, Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi. (Ekonomi) - Ender Kamil BO­ Y ACI, Hukukçu - Yazar, (Genel Konular) - Eray CANBERK, Şair - Yazar (Edebiyat) - Adnan CEMGİL Yazar. (Genel Konular) - Ahmet CEYHAN, Yazar, (Genel Konular) - Hasan ÇAKIR, Yüksek Mimar. (Kurumlar) - Tevfik ÇAVDAR, Yazar, Devlet Planlama Teşkilatı Uzmanı. (Tarih) - Ali ÇİÇEKLİ, Yazar, Öğretmen. (Edebiyat) - Nabi DİNÇER, Yazar, Devlet Planlama Teşkilatı Eski Uzmanı. (Kurumlar) - Kamil ERDEHA, Yazar H ukukçu. Mülkiyeliler Birliği il. Başkanı. (Kişiler, Kurumlar) - Şakir EROGLU, Araş­ tırmacı. (Türk Sanat Müziği) - Mustafa GEBZELİ, Yazar. (Genel Konular) - Alim GÜNEY, Yazar. (Ba­ le) - Fulya GÜRSES, Yazar. (Gençlik Hareketleri) - Hasan Basri GÜRSES, Yazar. (Gençlik Hareketleri) - Cengiz GÜNDOGDU, Yazar. (Genel Konular) - Şükrü HANİOGLU, Yazar. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi. (Tarih) - Aydın HATİBOGLU, Şair - Yazar. (Edebiyat) - Rasih Nuri İLERİ, Ya­ zar. (Tarih) - Alpay KABACALI, Yazar. (Genel Konular) - Arslan Başer KAFAOGLU, Ekonoınist. (Tür­ kiye'de Enflasyon) - Dr. Dara KALKAN, (Tıp Konuları) - Serhat KESTEL, Yazar Öğretmen. (Edebiyat) - Hasan KIYAFET, Yazar Öğretmen. (Öğretmen Kuruluşları) - M. Sabri KOZ, Yazar Öğretmen. (Edebiyat) - Necdet KURDAKUL, Yazar. (Tarih) - Şükran KURDAKUL, Yazar, (Edebiyat, Genel Konular) Necati MERT, Yazar, Öğretmen. (Edebiyat) - Ziya METİN, Eleştirmen. (Sinema) - Prof. Berna MORAN, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi lngiliz Dili ve Edebiyat Bölümü Öğretim Üyesi. (Edebiyat) Seyyit NEZİR, Yazar - Öğretmen . (Edebiyat, Genel Konular) - Prof. Özdemir NUTKU, (Tiyatro, Genel Ko­ nular) - İlber ORTAYLI, Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi. (Tarih) - Celal ÖZCAN, Yazar_ Öğret­ men. (Eğitim) - Kemal ÖZER, Şair - Yazar. (Edebiyat) - Semih POROV, Karikatürcü. (Karikatürcüler) Yazar. (Edebiyat) - Faruk SÖNMEZOGLU, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Tekin SÖNMEZ, Şair Y. Öğretim Üyesi. (Kıbrıs Sorunları) - Kemal SÜLKER, Yazar, Disk Eski Genel Sekreteri. (Sendika, Sen­ dikacılar) - Süreyya ŞAIRGİL, Yazar, (Tarih) - Ayten ŞAN, Kütüphanecilik Uzmanı, (Bibliyografya) - Or­ han TAYLAN, Yazar - Ressam. (Resim, Yontu) - Rekin TEKSOY, Eleştirmen. (Sinema) - Ö.F. TOPRAK, Şair Yazar (Edebiyat) - Dr. Zafer TOPRAK, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi. (Siyasal Partiler) Ali TURGAN, Yazar • Hukukçu. (Genel Konular) - lbrahim TÜRK, Yazar - Hukukçu. (Yasalar) - Yücel YAMAN, Yazar. {Genel Konular) - Cemil YENER, Yazar - Araştırmacı. (Tasawuf)- Dr. Çetin YETKİN, Hukukçu. (Tarih) - Prof. Dr. Sait Ali YÜKSEL, Ticari İlimler Akademisi Öğretim Üyesi, (Bankacılık). _



_



_



_



Fotoğraflarda: May l'ayıııları, Cuııılwriyet, Denıokrac, Politika Gazeteleri ile Zilırıi Arıadol, Rasih Nuri İleri ve Asiye Eliçirı'irı arşivlerinden yararlamlnııştır.



Tomurcuk Matbaasında dizilip basılmıştır. Yarın hakkı: (Copyright) Mehmet Ali Yalçın, May Yayınları, Babıali caddesi 19, Ca�aloğlu, İstanbul. Tel. : 27 71 61



Yıl:



1980



SOSYALİST KÜLTÜR ANSİKLOPEDİSİ Yedinci



cilt



MAY YAYINLARI



481 GEVHERİ. GERMANER Ali Teoman ( 1 934).



Heyke!ci.



1949 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Hey­



GEVGİLİLİ Ali



kel bölümüne girdi. ÖğrenciHği döneminde heykel çalışmalarının yanısıra desen ve gravür çalışmalarına da önem vererek Be­ yoğlunda



düzenledi.



Maya galerisinde Alman hoca



baskı



Rudolf



sergileri



ve



Belling



Mühtü Müridoğlu'nun öğrencisi olarak sür­



dürdüğü yıp



1965



öğrenimi



Paris'e



gitti.



yılında



ve Güzel



1957 yılında



Uzmanlık



çalışmalarını



tamamlayarak



Sanatlar



tamamla­



yurcla döndü



Akademisine öğretim ü­



yesi olarak kabul ed;lc!i.



Sanatçı çevrelerinde ve dostları arasın­



(İzmir - 1938): Yazar, g_aze­



teci. Orta öğrenimini



mik konuları



toplumcu



bir



qoruş açısıyla



İzmir'de İzmir Ozel



çözümleyarek, insanlığı ve Türkiye'yi aydın­



bul Hukuk Fakültesi'nde okudu. Oğrenciliği



sık belirten Gevgilili'nin ilk kitabı Ali Halil



Türk Koleji'nde



tamamladı. Bir süre İstan·



aEge Ekspres,, te başladığı gazete­ «Yeni İstaııbulı/da çevirmenlik, «Va­



sırasında ciliğini



tan>Jda siyasal muhabirlik ve yazı işleri mü­ dürlüğü



görevlerini üstlenerek



sürdürdü.



lık 'l:ıir ge!eceğin beklediğine inancını



adıyla



( 1968).



sık



NATO ve Türkiye



yayımlandı:



12 Mart dönemindeki köşe yazı­



: arından seçmeleri



Türkiye'de 1971 Re}inıi



a:!lı kitabında topladı (1973).



İstanbul İk­



l 963'ten beri «Milliyet» gazetesinde yöneti­ tisat Fakültesi Sosyal Siyaset Konferansları ci olarak çalış:yor l 975'ten bu yana İstan­ dizisinde yayımlanan Türkiye'de Kapitu/,iz..­ !oul İktisat Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İ­ lişkiler



Enstitüsü



lisans



üstü



bölümünde



«Türk Basını ve Sorunları» derslerini veri­



yor.



nıin Gelişme.�i ve Sosyal Sı.nıflar tı rm�sı



(1973)



ise Anadolu'n.un



yıllık gclişimini genel



çizgileriyle



direrek özellikle modern



adi ı araş­



son bir



değerlen­



dönemdeki



k�pi­



da «Alop takma adıyla tanınan sanatçı da­



talistleşme sürecinin düzeyini ve temel eği­



seçkinleşmiş, giderek bu iki malzeme üze­ rinde yoğunlaşmıştır. Paris'ten döndüğü



( A.K. )



ha çok taş ve ağaç ile yaptığı



yıllarda



belirginleşen eğilimi



ça malzeme ile hacim



zenli olarak sürdürmüştür. 1970'1ere



katılan Ali Teoman



Ges



kabartma







larında bulunduğu doğruluk



Eğre



soyut



(1737



bile bu



nin koşma ve türkülerinde titizlikle aradığı



sözcükleri mısra içinde sağlıyacakları uyum a­



kolunda kurulu Tek-İş Sendikası da DİSK'e



göre



en güçlü sendikası oldu. Birleşme sonunda Tekges-İş'in Yürütme Kurulu şöyle oluştu: Genel Başkan: Salahattin Sayın. Genel S�k­ reter: Mehmet Yıld�z. Mali Daire Başkanı



Ö­



mer Keskinli, Örgütlenme Dairesi Başkanı: Doğan Çelik, Eğitim Dairesi Başkanı: Öz. Başkanı:



( K.S. )



Vatcın'da, rarık Dursun K. ile birlikte çı­



(



1960-1961)



Saı�ut» - «Yeni Sinema" dergisinde ve «Yeni Dergi"



de yayımlanan sinema yazı !arıyla da titiz bir eleştirmen olarak dikkati çeken



Gevgilili,



sonradan özellikle ekonomik ve sosyal ko­



nulara yöneldi. 1969 Mayısından beri yet,/te ekonomi



lık



«forum»ları



başlıklı köşe



Ela gözlerini sevdiğim dilber Ne gÜzel yaratmış seni Yaradan saran kollar öğünsün



31



le divan şiirine özgü sözcükleri



kardığı «Yedinci



Salınıp geldiğin yollar öğünsün



Fasikül: 16 / Forma



çısından değerlendirdiği görülür. Bu neden­



Ali Gevgilili



sayfası



«Milli­



düzenliyor, hafta­



yayımlanıyor.



«Günlük»



yazılarında toplumsal - ekono-



GEVHERİ'nin



İnce belin



ölçüyle yazma alışkanlığınc'an bir



söyleyiş ustalığı kazandığı anlaşılan Gevheri'­



rulu da GES-İŞ'i 3 Aralık 1975'te üye kabul



olduğundan DİSK ilkelerine



de hayatta olduğu anlaşılmaktadır. cilt: 17 sf. 318). Şiir­



lerinde aruz ölçüsünü başarıyla kullanmasa



kararı



birleştirilmesi sJ (1941 ) dergisinde yayınlanan Fethi Giray daha sonra «Yeni E­ debiyat», «İnkıliipçı Geııçlık», rrServet-i Fii­



Bu mesaj, Gıcla-İş'e egemen olan anla­ nunıı, «Varlık», aSes>J, «Yürüyiişıı, «Yur� yışı ve üyelerinin bilinç düzeyini yansıtıyor­ ve Düııya», J, «Yaratış», «Giin», 0'«Meydaırn, «Asır>>, «Edebiyat Dünyasııı du. ( 1941 -1950) dergilerinde yazdı. Daha sonra, Kemal Sülker seyrek olarak « Yeditepeı>, aPazar Postası", GİRAY Fethi (Söğüt - 191 8 / Ankara - 1970) «Seçilmiş Hikayeler", «Dost" ve «Yön" �air. İlk ve ortaokulu Eskiş';hir'de, liseyi dergilerinde (1950-1960) göründü. «Hiscr,,



dergisinde (sayı 21 , Eylül 1965) .şiir yayın­ ladı. Fethi Giray daha ilk ürünlerinde, söy­ l;ıyiş yalınlığıyla yaklaştığı günlük konuları, halktan kaynaklanan anlatım kolaylığını de­ neyerek şiirleştirm.eye çalıştı. İ_kinci Dünya Savaşının genel etkileriyle oluşan kendi şi­ irindeki coşkulu çıkışlar bile, o c'i:inemin tüm özelliklerini içinde barındıran ürünler oldu. Toplumcu şiirimizin bu evresinde «savaş., «barış», «işsizlik», «ekmeksizlik» gibi dö­ nemin tüm şairlerine egemen benzer·likler Fethi Giray'da da duyarlık ortaklığıyla .şiire yansıdı. Genel olarak kendine ö"-qü lirik bir anlatımla yaklaştığı insan gerçeğinden içten­ lik işi şiirlerle şair kişiliğini ve yaratı be­ cerisini kanıti adı. Yapıtlan: Sıılha Selam ( 1941 ) , 1943 (Suat Taşer' le birlikte 1943), Alaca Karan­ lıic (195 1 ) , Şiirler (ölümünden sonra tüm şiirleri bu ad altında bir kitapta toplandı, 1972). T.S.



FETHİ GİRAY'ın Şiirinden Örnek



EKMECE KASİDE Ben senin kadrini bilenim, Ey! kölesi olduğum.. . Ben senin kadrini bilenim. En güzel şiirlerimi senin için yazacağım, Yemin etlerim!



Az mı kahnİı.ı çektim? Kölesi olduğum .. Az mı kahrını çektim? Gün oldu da; Seni tuza, bibere banıp yed�m. Gün oldu da



Sevgilimden çok ırirdin rüyalarıma,



Meı·hemisin acısı clinmiyen çürük etin, Anasından evvel seni tanıdı, Seni 1s�vcli h er yetim. Alıulm.lclan boşanan boncuk boncuk ter Senin uğruna; Çok günler seni kazanabilınek için küfrettim



Ana, avrat insanoğluna. Sen yokken neyleyeyim; Mozart'ın sonatlarını, Bcethoveıl'i,



Dudaklarım



en güzel şarkıları söylüyor:



Bağrıma bastığım zaman,



Islık çalarak eve döndüğüm akşamlar



Kara somunu!..



S e n varsın koltuğumun altında.



Kara somunu!..



GİRGİNSOY, Naci (Manastır - 1924). Yazar. öykücü. Orta öğrenimini İzmit Ortaokulu ve Ticaret Lisesi'nc1.e tamamladı. Vardiya iş; iliği, laborantlık, D.D.Y. memurluğu, istasyon şef­ liği yaptı. Türkiye Selüloz ve Kiiğıt Fabrika­ ları İşletmesi Genel Müdürlüğü'nde (Seka) Kütüphane Memurluğu, .Sosyal İşler Şef Yar­ dımcılığı, Yayın ve Kütüphane şefliği görevle­ rinde bulundu. Basın-Dış Müna_sebetler Şef­ liği yaptı. İzmit'te çıkardığı «Bizim Şehirıı gazete­ si'nde 1 O yıl sürekli olarak fıkra yazan Gir­ ginsoy, Türk Avrupa Derneği'nin Tek Bir Dünya konulu inceleme, «Varlıkıı dergisinin eleştiri, Türk Hava Kurumu'nun makale, «Terciinıanıı gazetesinin öykü yarışmaların­ da birincilik kazandı. Ö ykü ve dünzyazılarını genellikle «Güney>>, «Tarla>J ve «Varlık» dergilerince yayımladı.



GİRİK, Fatma (İstanbul - 1942) . Sinema o­ yuncusu. Ortaokulda okurken öğrenimini ya­ rıda bırakıp sinema oyunculuğuna başladı. Konusu köy ve kasaba ortamında geçen filmlerde canlandırdığı rollerde başarı sağ­ ladı. Feyzi Tuna'nın Kızguı Toprak (1974) filmi ile Taşkent Filim Şenliği'nde ödül al­ dı. Önemli filmleri arasında Avare Mustafa, ( 1962); Keşanlı Ali Destanı, (1965), Boş Beşik, (1970), Ağn Dağı Efsanesi, (1975) sayılabilir. Mimar. GONCA, Adil (İstanbul 1. .931 ). l 956'da İstanbu! Teknik Univ!"rsitesi Mimarlık Bölümü'nü bitirdi. 1956-58 aras• Prof. Emin Onat ile çalıştı. Askerlik göre­ vinden sonra İT Ü'de asistanlık yaptı. 1963 - 65 arası J. Tschumi - P. Bonnard (İsviçre) bürosunda çalıştı. 1965'den beri Türkiye'de



·çalışıyor.



Başlıca Yapıtlan: T. İş Bankası Oto­ masyon Merkezi (1965-67), Halk Bankası Genel Müdürlük Yapu;ı, Ankara (1965 66), Şile'de Bir Çiftlik (1969-71 ) .



GÖGÜŞ, Ali İhsan (Gaziantep - 1923). Gaze­ teci; yazar. Turizm ve Tanıtma bakanların· dan. Yüksek Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tamamladıktan sonra Gaziantep «Güney Postası» gazetesinde ba­ sın mesleğine girdi. Uzun yıllar,. «Taıvı, «Akın», «Dünya» gazetelerinde sekreterlik, yazı işleri müdürlüğü, yazarlık yaptı. De­ mokrat Partinin iktidarda bulunduğu dönem­ de Orhan Birgit'le birlikte çıkardığı crKi11rn dergisinde, yazdı. Anti ·demokratik hukuk dışı baskı yöntemiyle savaştı. 27 rı:ıayıs'tan sonra C. H.P.'nden milletvekili seçildi. Bir



485



GÖKÇE



kısa sürede tanı ndı. Geldiği yören i n dil kul· �.ına, yeni alanlar sunarak, şiirimize açılrmlar sağlamaya çalıştı. Tyürk iye'nin bu döneminde genel olarak şiirimize egemen olan resmi devlet ideolojisine kap ı lanmış şiirin yaygınlığına karşın, öte ya nda n gegerçekçi şiirdeki ' çerli sayılan to � l umcu Nazım H ikmet d(gusu n u n biçimsel etkileri ne kapılmadan, kendi şiirini kurma başarısını gösterc�i. Geldiği bölgede geçerli olan, yaşayan anonim s1lzcük birimleriyle ve anonim deyim öbekleriyle, şiirinin özgün ya1 pısını kurarak, önemin önde gelen adlarından sayıld ı . Yaşadığı çetin dönemin tüm a'cı ların ı bieryse/ açıdan· da damarlarında du·



·



yarak, toplumsal savaşı mda bedensel sakat­ !ıklar pahasına, direnç edebiyatımızı n usta örneklerini şiirsel düzlemde sergiledi . İkinci yayın lama evresinde ( 1 973-1 979) daha da belirginleşen biçimsel ayrımlar, tek tek söz­ cü kl er in alt a:ta yazılışıyla ortaya çıkan ye­ ni bileşkelerde, yine kendine özgü ş ii ri n Enver Gökçe özel likleriyle görüldü. Pa!:ılo Neruda'dan yaptığı çevirilerle, çeviri şiiri n yeniden üretimindeki çok başarılı bileşkeyi de kanıtlam ı ş oldu .



Yapıı•ları.: Pablo Nerıula ( 1 962-1 971 ) Dost Dost İlle Kavga ( 1973), Panzerler Üstümüze Kal/car (1 977).



.



Tekin Sönınez



) Göifüş Tanıtmaj bakanlığı



Ali İ hsan



ara Turizm ve da yap:ı. Bu evrede işçi sın,fı nın 4 ideoioİisine ters dü­ şen bir politik ç i zgiye jdüşerek bası nda da etkinliğini yi t irdi '



.



GÖKÇE Enver ( Kemah / 1 920) Şair. Bilimsel Sosyalist eylem adamJ. İ /k , orta ve liseyi doğr�uğu kentte, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Ta�i/ı - Coğrafya Fakült� si Türk Dili ve Edebiy�tı Bölümü.'. nde tamam· /adı ( 1 948). İstanbul Kadırga Oğrenci Yur­ du'nda yöneticilik yaparken, ceza yasasın ı n 1 41 . maddesine a ykıh . eylemdi! bulunn:a sa­ vı ile tutuk/ancı, hUküm giydi. Hapis ve sürgün ( 1951 57J .cezasını tamamladık­ tan sonra Ankara'daki gazetelerde düzeltici­ lik ve bağımsız yazarl ı k yaparak geçimini sağladı. Yaklaşık ]O yıl yaşa mı n ı doğduğu köyc'e sürdürdü.



·



İlk şiirleri "Ülkii» de rg i s in d e (1 943) yayınlandı. Üniversite öğrenciliği yıllarında, «Ant-» de rgi s ini ( Ankara'da l O sayı yayınlandı, 1945) yönetenlerden birisi oldu. Şiir­ leri, imzalı, im�asız yazılar ı , genellikle "Y ıırt ve Düııya», "Aııt>ı, «Gü n,,, «SÖzi!, "Yağ­



ınıır ve Toprak,,. "Yeryüzü" ( 1 945-1951 )



dergilerinde yayınlandı . Uzunca bir sonra, "Yansıma>!, « Yeııi Ad1-11ılar



rına



»,



«Ya­



Doğnı>ı, «Doğrultu», «Halkevi» ( An-·



kara c:ergiierinde ( 1973-1979) yeniden şi­ irlerini yayınlamaya başladı.



Enver Gökçe, yazdığı i l k evrede ( 1 943 kuşağ ı n ı n önde gelen bir kalemi olarak, kendine özgü sözcük birimleriyle Soldan sağa; Fahri Erdinç. Enver Gök çe ve Şükran /(urdakul (Sa/ya / 1977) 1951 ),



436



GÖ:>nda altı ay sürgün kaldı . İlk hapishane deneyini yayınlanmıştır. Ö. F. Toprak oyunculuğa başladı. cıOnüçıı ( 1 958 ), Yeni «Boynu Büküklerıı, da h a sonra aBoynıt _



499



GÜNEY Bükük Öldülerıı adıyla ( Orhan Kemal ro­ man ödülü 1 972 verildi ) romanlaştırdı. Ha­ pishane döneminden sonra, yaşam ı nı sürdür­ mek ve ayakta kalabilmek için ( kenc!isinin de eleştirisini yaptığı ) konularını kabad;ı­ y ı l ı k, soygun, vurgun, kan davası gibi olay­ lardan .a lan bakışlarla, sistemin özüne e­ leştirel açıdan yönelmeyen o:Yeşilçam piyauyumlu yapımlarla tanındı. Sergi­ lediği sinema yapı tları ndaki olumsuz ögelere karşın, sinemanın teknik özelliklerini özüm­ leme evresi olarak sayılacak bu dönemin ar­ dından, sinema adamı kişiliğini kan ı tlayan «İkisi de Cesurdu», «111or Der/terıı, «On Ko�kusuz Adam>J, «Konyakçı», «Ben Öl­ dükçe Yaşanm», «Çirkin Kral», «Hudut­ lann Kanunu» adlı yapımlarla bugünkü ba­ şarıl ı yolu açma.. becerisi gösterdi. Mahir Ça­ yan ve arkadaşl·arıyla il işki kurduğu savı ile 1 7 Mart 1 972'de gözal tı n a alındı. 28 Mart 1 972 günü İstanbul Askeri ceza ve tutuk e­ vine götürülerek daha sonra, «T.C. Anayasa­ s ı n ı n Tağyir ve tebc'.il veya ilgaya cebreh reşebbüs cebri icra hareketlerinden olan İstanbul'da Türkiye Halk Kurtuluş Cephe­ sine .. ./ .. ./ müzaharet ve muavenette bu­ lunacağını vadeylemekıo savı ile T.C.K.'nun 1 46/3, 1 73/3, 3 1 , 33. maddeleri uyarınca yargı landı. Af yasasıyla yeniden özgürlüğü­ ne kavuşan Yı l maz Güney'in tutuklu oldığu s ıracla yazdığı «Hücrem» ve «Salpa» adl ı yazın ürünlericrHürriyet» Gazetesi'nde ya­ yınlandı. crArkadaş>> adlı film çekiminden sonra «Endişe>J adlı film çekimi yap ı l ı rken, yargıç Sefer Mutlu'nun öldürülme olayına aclı karışan Yılmaz Güney ( 15 Ekim 1 974 ) üçüncü kez tutuklandı . Bu davanın sonuç­ ları nedeniyle Şimdi İmral ı tutukevinde bu­ lunuyor. Yılmaz Güney' in askerlik sonrası Bnat evresi ( 1 968 - 1 979 ) hem kendi adına hem de devrimci Türk sineması adına zengin ve içerikli ürünlerin kazanımı oldu. Güneydoğu Anadolu'nun toplumsal, e­ konomik yapısına bir masal havası içinde e­ ğilen Seyyit Han ( 1 968) i le i l k önemli fil­ mini verdi. Ardından, yurt dışınca da büyük ilgi uyandıracak olan Umut'u ( 1 970 ) yö­ netti. Yoksulluğa makhôm edilmiş insanla­ rın, ilkin gerçekleşmesi olanaksız bir umu­ da kapılmalarının, ardından umutsuzluğa düş­ melerinin ve akıldışı güçlere yönelmelerinin kısır döngüsünü işleyen Umut, Türkiye'de 'ıgerçekçi sinemanın o güne değin erişeme­ diği bir doruğa ulaştı. Ağııı ( 1 971 ) , 4.cı ( 1 97 1 ) ve Umutsuzlar ( 1 97 1 ) ise, Gü­ ııey'in gelişen kişliğinin kanı tları oldular. Ağıt, kendisini kaçakç ı l ığa iten koşul la­ rın bilincinc!e olan, fakat bu koşullara ' tipini görü­ rüz. Misldnler 'İ'ekkesi'nde dilencilik, Kan Diiiıası'nc!a Anadolu halk ı n ı n yüzyı l l a r bo­ . yun ca sü � üp giden kan davası sorunları iş­ leni r . .Reşat Nuri' n.in yirmiye ya kın roma n ı n­ da öğretmen, memur, subay, işçi, kc\yiü, kentli; asker, esnaf, yaşlı genç, kadın erkek ü l kemizin insanları bulundukları çevre ve tarih koş ull a rı içinde yaşarlar. Calıkuşu'nda Feride ile birl ikte s ı n ı f blli nci aşamasındaki küçük burjuvalarla karş ı l·aşırız. Bir yanı soy l u bir Osma n l ı ailesine dayanan Feride'-



( 1 9 1 9 ) , Eski Ahbap ( 1 9 1 9 ) adla r ı n ı taşı­ yan bir kaç uzun öyküden sonra, dört ki­



ris'te Hukuk doktorası yaptı ( 1 939 ) . An­ kara'da M i l l i Eğitim Baka n l ı ğ ı Tercüme B ü­ rosu'nda ( 1 942- 1 948 ) , İstanbu l'da İslfmı



tapta top ladığı, 1 0 1 küçük hikaye yazmış­ t ı r. B u n l a r ı n bir bölüğU mizah, b i r bölüğü Ansiklopedisi yazı kurulunda çalıştı ( 1 949 aşk kon u l a r ı n ı işleyen_ duygusal öyküler­ 1 959 ) . Yabancı Dil ler Oku!.u'nda Fransız­ dir. ca okutman! ığı ( 1 959 - 1 962 ) ( Atatürk Er. Kimilerini yazarın «Tekellüm h i kaye» olarak sunduğu parça ların oyun kuruluşla­ r ı n � özgü özelli kler taş ; d ı ğ ı qörülür. (Tarı­



kek Lisesi'nde Fransızca öğretmen liği revl'



üzerine



istifa



dilde



ve



Mitha t ' ı n ,



halkın



halkı €ğitmek amacı



rüz.



Ahmet



a n l ıyacağı



ilk tepki­



sonra Ah· bir



dille



ile yazd ı ğ ı n ı görü­



Mithat' ı çok seven ve kendine kül tü r ikiliğin i



örnek alan Gürp ı n a r da bu için



beliren



rom a n ı



b i r araç ol arak



kul­



gazetesi



Kock gibi yaza rlardan



1 936



ilk



rom a n ı



kul l anma



kat ı l­



eğitmek amacı



ile



konusunc'a Ahmet Mithat'ı izleyen



''irpınar'ın ondan ayrı ldığı nokta, getirmek



Sayısı



k ı rka yaklaşan



yap m ı ş olanları



Kadın Er­



ovunu yavı m­



l a n m ı ş t ı r . ( Hayatı ha k ı nda daha



fazl-a bilgi



ve romanlar ı n ı n tam bibliyografvas ı için bk. Agah S ı rr ı



Kurumu



Yavı n l a r ı .



1 964 1



G ü rp ı nar'ın Türk edeb iyat ı ndak i



v e ro m anc ı o l a r a k



yerini



çin, yazmağ a başladığı dönemin tarihsel



toplumsal ko su l l a r ı n ı



gerekir.



ve



qöz önünde tutma m ı z



Bilindiği g i b i Osma n l ı İmparatorlu­



ğu'nun gerilemesi n i ve çöküşünü durdurmak



iç i n basvurulan B a t ı l-aşma



hareketi



ci s ı n ı f ı n , toplumdan kopuk



yönet i­



bir qiri ş i m i



di. Tanzimat hareketinde olsun, Yen·i Osman­ l ı lar'da ve onu izleyen Ganç Türkler'de ol­



sun, devleti Ba t ı laşma yolu ile kurtarma ça­



b a l a rı halka dayanmadığı için Osmanlı dev­



let yap ı s ı n ı n yaratm ı ş olduğu vönetici s ı n ı f



ile yönetl len



ş ı nıf



aras ı n�aki



kopukluk da-



yazarken



a n l a t m a k ve bu konu­



açmaktır. Şahabettin



cevapda



üzeri�e verdiği



için



rom a n l a r,



oyu n lar,



Sü­



roman ı n ı



ırCadı»











Batı'da



,



dergiler ya­



vazarla r ı m ıza



beli rt­



tiyatrol arı doldurduğunu



sonra



a l ı r e le : «A­



bizdeki durumu



için edebiyat olam�z» düşüncesini



cAI tı



m i l letin anıelesi de,



kuruş



gündelikle kuru



iktifa eder, emeğinin



dığı n ı



be­



bizim



anlamaz.



c'el iğin



bir



içinde



ekmek, beyaz su



kimlere



Hukukunu



(Cadı Çarpıyor, 1 9 1 9 ) .



ile



n e kazanc!ır­



taleb edemez.,.



Hal k ı n



niye eğitil­



mesi gerektiği Gürpınar' ı n bu



sözleri nc!en



açıkça anlaşıl ıyor. Hal k ı n



kaldığı sü­



clhil



rece aldatı lacağ ı n ı sık s ı k tekrarlar roman­ l ar ı n da . Yal n ız bizde değil Bat ı 'da



da böy­



ledir durum. Zaten Gürpınar'ı o y ı l l a r ı n di­



ğer halkçı yazarlarından ayıran bir nokta da h a l kç ı l ı ğ ı n ı n c'aha



i steı:!iği değer değişikliğinin çok daha köklü olmas ı d ı r.



Ahmet



Mithat



temelde,



halkın,



' ! S m ideolojisinden kaynaklanan değerlerin i



, ,,y!aşan b i r a da m d ı . Gürpınar ise politika,



ahlak ve



din



den çok ayrı



a l a n l a rı nda



mi,



açıklar:



halkın



görüşün­



Ke ndis i



fikirler besliyordu .



'yazar olarak amacı n ı.



« Ben her eserimde kari' Jeri­



avamı şath iyyat



( eğlenceli fıkra l a r )



a



rasında yüksek bir felsefeye doğru çekmeğe · o l ı ş t ı m » . Romanlarında dile geti rcliği bu



«yüksek felsefe»yi



biraz



aşağıda



inceleme­



den önce, Gürp ı n ar' ı n yapmak istediğini kı·



��ca belirtmek gerekirse



deneb i H r ki,



Gür­



pınar h a l k ı n geleneksel inançlara, yerleşmiş



düşü ncelere. göreneklere daya l ı zihniyeti ye­



r ine , B a t ı ' n ı n akla,



bilime daval ı pozitivist



zihniyetini yerleşti rmeğe çalışmıştır. içindir



ki



romanlarında



«veni kafa» dedlği



iki



hep,



On u n



.:eski kafa>,



bir boyut taşı­



p ı n a r,



yine kendi dönemindeki



çok ayd ı n l a r ı n tersine Batı



Batıcı bir



uyqarl ı ğ ı n ı



bir



rağmen ne işitlik ne de



öz.



cenn'!t sanmaktan çok uzaktı. Ba t ı 'da Fran­



� ız �evrimine ,.



gü· .ık olmadı ğı n ı



biliyor;.



l ar. , uygarlık cilası



orda



da insan­



a l t ı nda, p ara ve şehvet



duygusunun idare ettiğine inan ı yordu. Onun B a t ı 'da hayran düşünür?erd;:



Denebilir ki



olduğu, Batı'yı



c',a eleştiren



Gürp ı nar'ın a ş ı lamak iste­



15zel lik1e üç alanda kendi­ ' göst'!rir: Sosyal adalet, kadın erkek_ i l iş­



diği «yeni felsefe» ni



kisi ve din.



Sosyal Adalet. B u konuya 1 9 1 1 yayımlanan Şıpsevdi'den ön c:ek i



rı nda



m a n l a r ı nda



rastlanmaz. Yal n ı z



yı­



ro­



Gürpınar' ı n



romanları arasında değil Türk edebiyat ı nda da, bir kaç satı rla da olsa ekonomik adalet­



sizliğe, emek ve se rmaye sorununa,







düzenine değinen



ilk



sömü­



ro ma n c!ı r Şıpsev­



zihniyetin çat ı ş tığı



di.



yoluyla bakabilen,



l ı s ı züppe bir adamdır. H eves l endiği hayatı



görü l ür. Gerçi ıryeni kafa»yı temsil edenler her zaman olaylara a k ı l



evrensel



mas ı d ı r. Şunu c!a ek l em ek gerekir ki, Gür­



Hüseyin Rahmi Gürpınar



şöyle



amacı n ı a n l ı yabil mek



gözünü



a l t ı ay ça l ı ş ı r;



Levend, Hüseyin Rahmi Gürpı· Sekavet-i ; Edebiye'c'e



nar Türk Dil



yararına



rençber Hasa gibi elifi görse mertek» sanır.



( 1 934 ) .



ve



sömürüldüğünü



nim seyen «bir



Mürebbiye ( 1 8 99 ) . Tesadüf ( 1 900 ) . Sıımw­ ( 1 9 1 1 ) , Cadı ( 1 9 1 2 ) , Hci.k}ca Sığındık ( 1 9 1 9 ) , Tebessüm-i Elem ( 1 923 ) , Ben Deli miyim? ( 1 925 ) , Uı·annıaz Adam



nar'ın Hazan Bülbülü ( 1 9 1 6 J kekleırince ( 1 933 ) adi ı iki de



dan



vam



1



GUrn ı­



halkın



güttüğü bir amaç da ona ekonomik bakı m­



tikten



romanları n ı n ün



denemis olan



maz ve bir süre sonra ulusçuluğa dönüşür.



amelelerin



di



r'e



çok



cıHalka



ders verebilecek sosyalistlerin de bulunduğu



arası nda şunlar sayılabil i r :



Ovun türünü



h a l kç ı l ı ğ ı n ı n



daha s ı n ıfsal bir içeriği de vardır.



z ı ldığı n ı , ve içlerinde bizim







Övk ü leri şu kitaplar,1a too l a n m ı s t ı r : Ka­ dınlar Vaızı ( 1 920 l . İki Hödüi{ün Seyeha­ ti ( 1 933 l . Katil Bııse ( 1 9 33 ) , Na;,w.> a d ı n ı taşıyan



bir mizah



tarafsız bilimsel



değildir, ama Gürpınar bunları yine de yeni



l a nmak ·istemiş ve sanat için sanat görüşünü



kalemi ile kazanmağa baş­



ederek haya t ı n ı



b i r ara



met



savunan



reti Tercüme Kalemi'nde görev a l m ı ş fakat



kopukluğun



Osmanlıca - Türkçe ·ikiliğine karşı



k ı sadır. Bir



Cezaiye kale­



Bu



yi gösteren Şinasi olmuştu. Daha



gidemek



mine. devam etmiş, bir süre de Nafia Neza­



1 908'de



da artarak bir kültür ikileşmesi i le so­



yetiştir­



ilerletmeğe ça­



l ı ş m ı ş t ı r . Memurluk hayatı da



ha



nuçlan m ı ş t ı .



Roman'da Meftun Bey a l afranaa merak­



504



GÜRPINAR kendisini yaşatacak için, yobaz fakat



kac'ar



parası o\maclığı



zengin ve cimri,



komşusu Kas ı m Efendi ' n i n k ı z ı n ı



ihtiyar



almak



is­



ter. İ fk önce kızkardeşini Kas ı m



Efendi ' n i n



ıengin



Efendi ' n i n



o ğ l u h\a h i r k ı z ı n ı a l ı r. lü



ile evlendirir,



diye



ö!mek



t a n ı tarak



sonra



Kasım



kend i n i



Ne v a r k i K a s ı m Efendi bir tür­



bilmez.



Sabırsızlanan



Meftun, o­



nun · p a rası ndan· bir an önce yararlanmak ç i n görümcesi Mah i r'i, baba s ı n ı n kasa s ı n­ dan



bazı



senetleri çalmaya teşvik



şöyle konuşur:



«Serm aya



ve a k ı l



sayarak yüzlerce kişiyi meklerinin



gel irini



sahibi ol mayı bir hak çalıştırıp



kasa l a r ı n a



mez . . .



Mi lyon l dergilerini , çı karçl ı . Tek parti döneminin eği tim ve çocuk yazın ı pol itikası· na koşut yayınlar yap t ı . «Her Hafta», «Her Ay» dergilerinden sonra çıkardığı «Her. gün» ( 1 94 7 ) gazetesince başyazarlık yapt ı . 1 957 seçimlerinde Demokrat Partiden mil let­ vekili seçilerek ·parlamentoya girdi. 27 ma· yıs l 960'da tu tuklanarak, öteki D.P. mil let­ Suphi Gürsoytrak vekilleriyle birl ikte Yüksek Adalet Divanı nda yarg ı landı . Serbest bırakıldı. GÜVEMLİ, Zahir ( Edirne 1 9 1 3 ) . Karikatür­ Başlıca Yapıtlan: İlk Menha ( şiirler, cü. İstanbul Erkek Lises i ' n i ve İ stanbul Ü ni· 1 923 ) , Kanlı A k.şam (manzum oyun, 1 92 7 ) , versitesi Edebiyat Fakültesi'ni bi tirdi. Bas ı n yaşamı na « Yeni Adanı» derçıisine çizdi§i ·Çocuklara Şiir Kitabı ( 1 928 ) , Bu Arslırna karikatürlerle başladı ( 1 934 ) . «Haber » «Va­ Dolcunmayın ( 1 939 ) , Dağ Başında Aç.lo kit>> «Şakmı crAkbabaıı ve «Mizahıı dergi ve . ( roman, 1 93 9 ) , Oğuz Han ( oyun, 1 970 ) , gazetelerinde çizgileri yayımlanan sanatçı,



Karikatürcü Zahir Güvemli



GÜVEMLİ, Zahir ( Edirne - 1 9 1 2 ) . Yazar, sa­ n.at tarihçisi. Yüksek öğrenimini İstanbul Universitesi Edebiyat Fakültesi Jürk Dili va Edebiyatı Bö!Umü'ndeı tamamladı ( 1 936 ) . İ stanbul E rkek ve Gal a tasaray !selerinde öğ. retmenlik yaptı. Son yıllarda Tatbiki Güzel Sana tlar Okulundaki öğretmenliğinin yanısı· ra « Yeni Gazete ,, de çalı şıyor. Büyük Doğıı dergisinda yayımlanan ( 1 943- 1 94 4 ) öyküle­ rinden sonra hazırlaclığı antolojiler ve sa· nat tarihleriyle tan ı ndı . Yapıtln:rı: Kahramanlık Şiirleri Anto· lojisi



( 1 943 ) ,



Yahya Eemal



( 1 948 " 1 95 8 ) ,



Türk Romancıları ( an toloji, 1 9.54 ) , Türk



Mizah Edebiyatı Antoloji.si ( 1 94 9 ) , Baş· langıcından Bugüne .Türk ve Dünya Sana� Tarihi ( 1 960 ) , Büyük Ressam ve Heykel­ traşlar ( 1 964 ) , Güzel ve Sanat ( 1 970 ), A­ cı Aşklar (1 972 ) .



GÜVEN Rıza ( 1 925 Malatya ) . Sendikacı . Tekstil işçisi olan Güven 1 947'lerde sendi­ ka hareketine kat ı l d ı . tekstil ve Örme Sa­ nayii İşçileri Sendikası'nın genel merl, rrDünyaı>, «Akşam», ır Yeni Ortam» «Cıım· huriyet» gazete ve dergilerinde günün siya­



sal, toplumsal olaylarına ilişkin konuları işleyen yazı lar yazdı Öykülerindeki toplum­ cu dünya görüşünü bu tür yazı ları nda da benimsedi. Bir Tesbih Tanesi ( 1 95 1 ) , Bu Dağın Ardı ( 1 954 ) adlı öykü kitapları var.



HAKAN, Fi kret ( Ba l ıkesir 1 934 ) . Sinema oyuncusu. İstanbul'da Taksim Lisesinde oku­ du . Ses Tiyatrosunda kısa süren b i r oyun. culuk döneminden sonra sinemaya geçti. Muzaffer Hacılıasanoğlu Yetenekli oyunculuğunun yan ı s.ı rn, konuları HACIHASANOGLİJ, Muzaffer ( Çankırı- 1 924 ) . genellikle köy ve kasaba ortamında geçen,



toplumsal içerikli filimlerde Beyaz Mendil, ( 1 95 5 ) Gelinin Muradı, ( 1 95 7 ) , Üç Arka­ daş, ( 1 95 8 ) ; Yılanların Öcü, ( 1 962 ) ; Ka. ranlıkta Uyanaı:ılar, ( 1 965 ) ; Bitmeyen Yol, ( 1 966 ) ; aldığı rollerle dikkati çekti. Hakimiyet-i Milliye Müdafaa-i Hukuk Cemi· yeti kararlarını duyurmak amacıyla Anka­ ra'da Mustafa Kemal tarafından kurulan · ga­ zete ( 1 O Ocak 1 9,20 ). «Mili Mücadele» ha­ reketinin ses!n i basın yoluyla duyurmaya, kamuoyu yaratmaya özel önem veren Mus­ tafa Kemal, Sıvas Kongresinden sonra Sı1vas'ta crİrade-i Milliye» adlı bir gazete kurmuştu. Selahattin Beyin « i mtiyaz sahibi» göründüğü bu gazetede yer alan yazı lardan birçoğunu Mustafa Kemal yazıyordu. ( 2 1 Teşrin i evvel 1 336 ) . 6 Şubat 1 92 1 'de gündelik olarak ya­ yımlanmaya başlandı ve Büyük Millet Mec­ _l i si ' n i n organı o\c!u, başyazar! ığına Hüseyin Hüseyin Ragıp, Ragıp ( Bayc',u r ) getirildi . yazı larında bir yandan TBMM hükümetinin görüşlerini yansılı rken bir yandan da tüm dünyada sağla solun savaşım_ içinde olduğu­ nu anla tıyor; belki yüzyıl larca sürecek bu savaşı m ı solun k aza n aca ğ ı n ı ve ortaya eş­ si z bir devrim çı kacağı n ı savunuyordu. c l n­ san lri:jın düşünOJ tarzı, çok derin ve asaslı Fasikül



17



/



Forma: 33



bir devrim dön em i n dedi r . Bir yandan kral­ lar, imparatorlar sağ kanatta merkez parti­ leri ve saltçı l ı k parlamentoları güçsüzleşi­ yor, öte ya dan sosyalist ler, hak yan l ı ları, halkç ı l a r güç kazan ıyor.> diyen Hüseyin Ra­ gıp, Türkiye'de devlet sosyalizminin uygu­ Esat l a nmas ı n ı da öneriyordu. Mahmut ( Bozkur t ) gibi kimi yazarlar da Türkiye'nin «sai halk devleti» ( halkın emeği devleti ) olmaya yöneldiğini ifade ediyorlardı.



Hüseyin Ragıp'ın başyazarı, Matbuat U­ mum Müdürlüğüne atanması ndan ( 1 2 Mart 1 92 1 ) sonra da, imzasız olarak yada çift yı 1dız imzasıyla, 3 1 Ekim 1 92 1 'e değin sür­ dü. Gazeten in yazı işleri müdürü İstanbul'·



yacak.



Bu yolda çalışmalara başlayan Halaskar Zabitan ilk elde, Said Paşa hükümetini düşürdü. Salt Paşa, güven oyu alış ından 24 saa t sonra, Grubun baskısıyla görevden .çe­ kildi. Yeni hükümetin kuruluşunda etkinlik gösteren grup, « Büyük Kabine" denilen Ga­ zi Muhtar Paşa hükümetiyle ü lke yönetimine ağı rlığını koydu. Meclis dağı tıldı. Halaskar Zazitan Grubu, Said Paşa hükümetinin dü­ şürülmesinden, İ ttihat ve Terakki'nin düzen­ lediği Babıali baskınına kadar ( 23. 1 .1 9 1 3 ) ülke yönetiminde etkili olduysa d a başarı l ı olamadı. Balkan Savaşının yenilgiyle sonuç-



S14 HALETİ Terakki'yi



İ ttihat



!anması



geçir­



harekete



de



ancak bunu c:!oğrudan



etmişler;



temsil



di. Babıali, baı k ı n ıyla iktidara el konul ma­ doğruya k u l l a nmayıp din işlerinin yönetimi­ sı üzerine Halaskar Zabitan Grubunun



üye­



leri tutuklandı . Binbaşı Kemal, Babıali bas­ k ı n ı üstüne bir bildiri hazı rladı. Bildiri şöy­



ni aŞeyhü l islam»a bırakm ı şlar ve birçok ko­



nuda ondan «fetva » al mayı uygun bulmuş­



lardır.



le diyordu, «Edirne'nin kurtarılması amacıy­



la yapı lan h.ü kümet darbesi, aslında iktidar



hrrsıyla



yapı l m ı ş



bir harekettir. Ordunun



nvaş gücü yoktur» Bu bildiriyle İ ttihat Te­ rakki'ye kuşı b i r



hareketi başlatmak



iste­



Bey: başarı l ı olamadı. Hareket,



yen Kemal



daha başlamadan İ ttihat ve Terakki tarafın­ dan bastı r ı l d ı . Kemal Bey, önce Mısır'a or­



dan dıı Arnavutluğa kaçtı . Böylece Halaskar



Zabitan Grubu dağıtıldı. ( istanbul -



Halcati



Divan şairi. Çağ ı n



İstanbul



1 63 1 )



bilginlerinder:ı Pir Mehmet



2 1 yaşında mü­



oldu. Şam, Bursa,



kadı



Edirne ve İstanbul'da kad ı l ı k yaptıktan son­ ra Anadolu ( 1 623 ) ve Rumeli (



1 627)



ka­



zazkerl iklerine atandı . Bir arıı M ı s ı r'da kay­ makam l ı k



görevinde bulundu. Divan



de rubai ustası olarak tanınan



şiirin­



Haleti, ken­



disinden sonra gelen kuşakları bu



yönüyle



cünya görüşü çerçevesinde kalarak



müna­



etkiladi. Rubailerinde kimi zaman mistik bir caatlar ya'Zdı , kimi de sevgi



temalarını iş­



ledi Divan, Saki-name ve Münşeat'ının ya­ üzerine yapıtları da



n ı s ı ra İslam Hukuku



vardır.



Bu sözün anlamı, herhangi bir iş­ birinin yerine geçmek, ona veki l , a rd ı l



Halifelik te



Sava ş ı 'n a girişmiş



bulunan Kuvayı M i l l iye­



cilerin «asi» olduğunu ve öldürülmeleri ge­



rektğini i l a n etmesi üzerine, 23 Nisan 1 920'­ de kurulan



Meclisi



Mil let



Büyük



Türkiye



Hükümetinin dikkati bu kuruma yönelir. Mec­



l is'in a ç ı l masıyla saltanat fiilen kalkmış ve Vahdettin'den nefret



tümü



( C.G. ) etmeye başlam ıştır ama, Meclisin çoğunluğu



1 570 /



kaza ndığından



derris, 32 yaşında



Ab­



Dürrizade



dul lah'tan fetva .;:ılarak Anadolu'da Kurtuluş



milletveki l lerinin



Azmi efendinin oğludur. İyi bir öğrenim gör­ me olanağı



Son Osmanlı padişahı Vahdettin'in « ha­



l ife» s ıfatıyla · Şeyh ü l islam



( halef ) olmakt ı r. Hal ife d e herhangi b i r iş­ an­ te birinin yerine geçen, ona ardıl olan



lamına gel ir. İ s l a m l ı ğ ı n ilk döneminde, bu ve i l k devlet başkanı olan



dinin kurucusu



sonraki Hazreti Muhammed'in ö l ümünden devlet başkanları n ı n ( Dört Halife ) halkın



oyuyla seçl l i p onun yerine devlet yönetimine



gelmelerini ifade etmiştir.



halli Saltanat ve H a l ifelik kurumlarına bağl·ı­



d ı r. Mustafa Kemal, İ tilaf devletlerinin



l 922'de hem ankara hem



Ekim



Hükümetlerini



28



İstanbul



konferansına çağı rma­



barış



larından sonra, konferansa tek hükümet







katılma gerekçesiyle, « muhalif» m i l­



larak



letvekil lerinin de desteğini elde ederek Sal· tan a t ı n kaldırılmasını öneren bir önergeni n



MecJise verilmesini sağlar. c R ıza Nur v e 8 2



arkadaşı »nın verdiği, Mustafa Kemal'in imzası bulunan bu önerge,



Ekim



30



de



1 922



yöneticiler Ankara ' n ı n



buyruğuna girdikle­



sözü geçen yasa



uygulanmaya başla­



rini bildirirler. Padişah ve Hal ife Vahdettin,



daha



madan, 1 7 Kasım 1 92 2 günü bir İngiliz zırh­ l ı sıyla kaçar. 1 8 K;s ı m günü TBMM'nin giz­ li



sonra yeni ·halifenin Ankara'ya gel­



yeterli



sürülerek



çaba harcandığı öne



elde



yolunda



kurtarı lması »



çal ı ş ı l ı r. Mustafa Kemal,



edilmeye



oy



l



ayrı lmış



sayılacağı; yerine a İslam hak ve menfa0atleması



korumak için» seçilecek hal ifeye uyul­



( biat edilmesi ) gerektiği yolunda bir



fetva okunarak oylamaya geç i l i r : 1 62 kişinin katı ldığı seçimi, 1 48 oyla hükümetin adayı



Abdülmecit kazanm ıştır. Karar, yeni halife­



ye mil letvekillerinden



oluşan bir kurul



ta­



rafından bildiri l i r. Bu kurul, Topkapı Sarayı



ile Fatih Camis inde yap ı l a n gösterişli «Biat töreni»ne de k a t ı l ı r .



Cumhuriyetin i l a n ı n ı asoğuk bir ifade»



ile karş ı layan Abdü lmecit'in yayımlaclığı bil­



diri lerde a ha n » s a n ı n ı



kul lanması,



gazete lerde Abdülmecit'in



dan da



ardın­



istifa e­



deceği yeni hal ifenin tüm İslam ü l kelerinden



bir kongrede



gelecek deJegelerin katıl acağı



seçileceği yolunda haberler çıkması, bas ında



Meclis'te



Sekreteri



hal-ifel iğin



uzun süre



hal ifelikten



tart ı ş ı l ır. Vahdetlin' i n



giriş i l i r. «Osman l ı sarayına ait olan, tutsak



edilmiş



olmayacağı



mesinin doğru olup



ve



.. kulis» ç al ı şmalarına



görüşül­



oturumunda Vahdettin'in kaçışı



dükten



gün l ü oturumda gereken çoğunluğu sağlaya­ maz. Bunun üzerine



İstanbul'daki



toplantı s ı n ı yaparak çeki l i r ;



uzun tartışmalara yol açar. Bu Londra



sıralarda basında kan ı



l !fenin



Said



Fethi



İ·sllim Cemiyeti



Muhammec:!·i 'nin



Ba­



İçişleri



Beye ( Okya r ) gönderdiği, cHa­



ruhani



kesin surette



imtiyazl a r ı n ı n



düzen l i ve meşruti



bir



üzerine tespi t



esas



Kasım günü Mecl is'te bir konuşma yaparak



etmek gerektiğ i n i » öne süren mektubu ya­



söz ettik ten sonra Saltanatla Hal ifeliğin ay­



m a i l iye mezhebi lideri Ağa



uzun uzun



Halifelik kurumunun tarihinden rı lması



konuşma­



Bu



savunur.



gerektiğini



dan sonra, verilmiş olan önergeler Anayasa, Komisyonlarından oluşan



Adalet ve Şer'iye



Karma Komisyon'da görüşülür. Mustafa Ke­



mal,



komisyondaki din



maları



karş ı � ı nda,



adamları n ı n tartış­ top l ananl ar,



«Burada



Mec l is ve herkes meseleyi tabii görürse fik­



y ı m la n ı r. Ardı ndan, Londra'da bulunan Emir Ali'nin



Han



ile



İs­



Hintli



Başbakan İsmet Paşa'ya gön­



derdikleri, «Hilafet ve hal ifenin Müslüman � m i l letlerin güve:ı ve sayg ı s ına yaraş ı r bir



mevkie eriş tirilmesini» isteyen ortak mektup İstanbul gazeteleri nc'.e yer a l ı r. Kamuoyun­



da geniş



yankı ! a r uyandı rıın bu mektupları



iziİı almadan yayı mladıkları gerekçesiyle Hü­



olur. Aksi takdirde yine ha­



seyin Cahit ( Ya lç ı n ) , Velid Ebuzziya, Ahmet



Fakat ihtimal bazı kafa l ar kesilecektir,» der.



lu müdürü Muhittin, İstiklal Mahkemesi'nce



ler birleş t i r i l ip Mecl ise gönderil ir. Aynı gün



sa da



reti Alt'nin örümü ..ızerine Şam Valisi Mua­



madan, tasarın ı n oybirliğiyle yasalaştığı ka­



Hükümetinin



rerek kendi kendini h a l ife ilan etmesiyle Ha­



kişisel egemeniğe dayanan



Osmanl ı padi � a h ı



ı.



rimce uygun



Sel i m ( Yavuz Sultan



Sel i m ) Mısır'ı eie geçirince ( 1 5 1 4 ) , kaynakla.re göre devir



c!en



« Dört



ise



hal ifeliği



a l m ı ş t ı r.



Hal ife>den



ili.



Kimi



kimi



Mütevekil'-



kaynaklar



biri olan



Haz-



viye'n l n . - sil�h zoruyla egemenliği eline geçi­



l ifeliğin son bulduğunu öne sürmekte; son­ roıki dönemlerde H ;ı l ifeliğin, İslam geleneğin­ de olduğu



gibi



halk



yoluyla



geçmediğini,



dinsel yetkiyi (otoriteyi ) de temsil etmek is­



olunacakt ı r.



Cevdet ve «Tevhid-i Eflron) gazetesi sorum­



Bu konuşmadan sonra Komisyon'da önerge­



tutukla narak ( 9 Ara l ı k 1 923 ) yargı lanırlar­



kikat



usul ü dairesinde



Mec l is'te, karşı çı kan



ifade



birkaç kişiye a l d ı rı l­



bul ve ilan edilir. Yasanın



kümet biçiminin 23 yarak sonsuza değin



c\i lmekte;



ikinci



i l k maddesinde



İstanbul'daki hü­



Nisan l 920'den başla­



tariheg eçtiği



maddesinde



ifade







ise şöyle de­



nilmektedir: « Ha l ifelik Osman l ı



ailesine



ait



teyen k ı l ı c ı güçlü devlet başkanlarının, ken­ olup, Hal ifel iğe TBMM tarafından bu hane­



d i l erini hal ife s�yma



nnlayı ş ı n ı n gelenekle­



dan ı n b i l i m ve ahlakça en doğru yolu gös-



bir ay sonra beraat edip sal ıveri l i r­



ler. Art ı k tartışmalar h ı z l a n m ı şt ı r.



An.kara



görüşlerini yansıtan «Hakimi­



yet-i Milliye» gazetesi, halifeliğin u lusal e­



geme n l ik ilkesini zedelediğini



bel·irten baş­



yazı lar yayımlarken konu Meclis'te de tartı­ ş ı lmaktadır.



En sonunda Cel a l Nuri ve 53 arkadaşı­



n ı n imzalarını taşıyan yasa önerisi 2



Cumhuriyet rek kabul edilir;



günü



Mart



Halk Fırkasında görüşü le­



ertesi



gün de Meclis' teki



ve en yaray ı ş l ı olanı seç i l i r . Türkiye uzun tartışmalardan sonra kesinleşir. Yasa­ sürüp gitt'ğini belirtmektedir. 1 5 1 4'ten sonra Osma n l ı pa d iş ah l a r ı ay­ dev'e t i , Hal ifelik makamı n ı n c'ayanağıdır. " ya göre hal ife görevinden uzaklaştı rı lmakta İ s �a.,!-.ıul hDkümeti 4 Kas ı nı 1 922 'de san ve a l i fe l i k kaldı rı lmaktad ı r. Hal ife ile düc�milctdn hal ife sayılc.rak dinsel yetkiyi



şerek



h



HALİ KAR NAS şlik Ôsmaniı saltanatı hanedanının erkek ve kadın tüm üyeleri ve damatları vatandaş­ lı ktan çıkarılarak Türkiye :Cumhuriyeti top­ rakları içinde oturma haklarından süresiz olarak yoksun kılı nmakta, mallarına el ko­ nulmaktadır. Sözü geçen kişiler, on gün çinde Türkiye'den ayrılmak zorundadı rlar. Yasa ivedil ikle uygulanır: Abdülmecit ve allesi 4 Mart günü Dolmabahçe Sarayın· dan a l ınarak Çatalca'ya götürülürler, orada bir süre bekletilip İsviçre'ye giden Simplon Ekspresi'ne eklenen· özel bir vagona bindi· rilerek sınır dışı edilirler (5 Mart 1 924 ) . Hanedan'ın öteki üyeleri de o n gün içeri· sinde Türkiye'den ayrılırlar. Sağ kalan ha­ nedan üyeleri ancak 1 974'de çıkan af yasa­ sı il� Türkiye'ye girme ve burada oturm� hakkını elde edebileceklerdir. Halifeliğin kaldırılması, Türkiye'nin çağdaşlaşması açısı ndan önemli bir c'ö nüm noktası olursa da bu kurumun geri qetiril­ tnesini savunan Ümmetçi akımlar gizli gi·:li yayılma alanı bu:acak, 1 96 1 Anayiisası'nın sağladığı görece özgürlük ortamından yarar­ lanarak ortaya çı kma olanağını elde edecek. !erdir.



Alpay Kabacalı



Halikarnas Balıkçısı ( İstanbul - 1 886 / İz­ mir - 1 973 ) . Romancı. Yazar. Asıl adı Ce­ vat Şakir Kabaağaç'tır. Orta öğrenimini Ro­ bert Kole j 'de ( 1 904 ) , yüksek öğrenimini Oxforcl Ü niversitesi Yeni Çağlar Tarihi Bö­ lümü'nde tamamladı ( 1 909 ) . Ü lkeye dönün­ ce yazarlık, çevirmenlik, ressamlık yaptı. Asker kaçaklariyle ilgili bir yazısı nedeniy­ le üç yıl Bodrum'da kalebentliğe hüküm giydi. Cezasının bitiminden sonra da uzun süre sürgün yerinde yaşadı ( 1925- 1 945) . Kentin antik çağdan kalma değerlerinin or­ taya çıkarılmasında büyük katkısı oldu. İ z­ mir'e yerleşti. Fuarı çiçeklendirme işlerinde çal ıştı. Turist rehberliği ve yazarlık yapa­ rak yaşamını sürdürdü. Hal.ikarnas Bahkçısı'nın ilk hikayeleri­ nin yayımlandığı dönemde, Sabahattin Ali ve Sait Faik, kent, kasaba, köy i lişkileri için­ deki yeni insanı getirdiler. İkisi de ayrı yol­ lardan değişik işleyiş yöntemlerine bağlı öy­ külerin oluşum koşullarını araştırıyorlardı. Bu yıllar sürekli olarak öykü yazan ünlü ro­ mancı Halit Ziya ile toplumcu gerçekçi sa­ natın kuramlarını koymaya çalışan Sadri Er­ tem'in edebiyatımızın bu yeni kan dolaşı­ mı karşısında durağan, eski ve etki·siz kal­ dığını söyliyebiliriz. Aynı dönemde Akdeniz Kıyı larının öz­ gür havasiyle çıkıp gelen Halikarnas Balık­ çısı'nınsa gücünü özgünlüğünden aldığı ge­ nellikle kabul edilmiştir. Yeni serüvenlerin çizgeninde, doğayla kucak kucağa sevişen, çarpışan yeni insanlar Bal ıkçı hikayesinin



çarpıcı öğeleri olar adl ı üç ciltlik ö­ nemli yapıt kaynakça açısından önemlidir. Halkbi!iml çalışmalarına, bilerek yada ayrım ı na varmadan katkıda bulunan birey ve kurumların sayısı aslında az deqildir Ö­ zellikle Türk Edebiyatının Halk ürünleri ü­ zerine inceleme ve araştı rma vwan Hik­ met Dizdaroğlu'ndan Eflatun Cem Güney'e, Cahit Öztelli ve Ahmet Kutsi Tecer'e değin önzriı li edebiyat adamlarımızın çal ışmaları vardı r. Halk müziği ve oyunlarında Sadi Ya­ ver Ataman ; Veysel Arseven; Muzaffer Sarı­ sözen ; Şerif Baykurt: Adnan Saygun, Ruhi Su, Becl.ri Rahmi Eyüboğlu, Mali!< Akse!, A. Süheyl Ünver, �rruh Dinçer, Abdülkadir j. nan, İhsan Hınçer, H. Zübeyir Koşay, Meh. met Önder, Kemal Özbayrı derleme. maka· le, konferans ve kitaplarıyla önem taşıyor· lar. ( Kemal Öı:bayrı'nın Torsl ardaki Tahta· cı Tilrlcleri üzerine yaptı�ı inceleme ve araş­ tırmalar lstanbul Üniversitesi İçtimaiyal EnstitUsü'nde Cavit Orhan Tütengil'in kür­ süsünde öğrencilere zaman zaman ders ko­ nusu olarak da bizzat .Özbayrı tarafı ndan su­ nulmuştur. Şimdilerde Kemal Özbayrı bu



(Zeybek)



518 HALKBİLİMİ •elevizyon, fotoğraf ) ca ekleyeceğiz. Sinema­



da Lütfi Akad, Atıf Yıl maz, Yılmaz Güney...



gibi yapımcıların ortaya koyduğu birçok ü- . i.in ha!kbilimi açısından önem li kay: ıaklar­



d ı r. Fotoğrafta Ara Güler, Fikret Otyam, İsa



�elik . . vb.; Televizyonda yayımlanan Dıırıı­ dan adlı program, halkoyunları vb. Resim'­




mac!deden oluşan bu



program Meclis'te tart ı ş ı l d ı . Bu tartışmalar s ı ra s ı nda Trabzon mi letveki l i Ali Şükrü Bey,



özetle şöyle dedi. «Halk, bize karşı gerektiği



r:saslı Maddeler:



5 - Hilafet



olan bakanlar aracılığıyla ba�kan r n baş­



k a n l ı ğ ı nda yönetir. Geri kalan üyeler işlerin



nıaka m ı n ı ıı



biçimde bağlı değil. Bu program h a l k ı n ru.



kümeti, mi lletin hayat ve bağ ı ms ı z l ı ğ ı n a sui­



İslamların Hal ifesi esas kanunlar içinde say.



önce devrim yapanların anlayı,larına egemerı



kast eden emperya l ist ve kapit•list düşman­



g ı n ve yüksek yerini a l ı r.



ulaşacağına inanmaktadır.



3 -



Türkiye Büyük M i l let Mecl isi Hü­



l a r ı n tecavüzlerine karşı müdafaa ve dış düş­ m a n l a rla



işbirliği ederek



m i l l e t i a l c!atmağa



kurtulması



ve



Saltanat



başarıldıktan



sonra



Padişah ve



6 - Egem en l i k kayıtsız sartsız m il le.



tindir.



İdare



usulü, halkın



kaderi n i doğru-



hunu elan



anlama yönünden eksiktir. On düş ünce, batının



zimatç ı l a r da böyleydi.



düşüncelerivdi. İ ş te



üç y ı l Tan.



bundan dolayı



. o i k ı n c'este�ini k�zanemad ı l er



halkı, ileri



520



HALK götüremediler. Ben, bolşevizm a k ı m ı na karşı vuşması için a l ı nacak tedbirlerden söz eder. cegı l ı m . Ancak onları öykünürsek başarılı Bu dört madde amacı gösterir ve kanuna sı­ olamayız. Bu açıdan bir yen i l i k yap ı lacak­ ğar şeyler d� ğildir. Komisyon bu orogram ı n sa, halkı bilenler yaps ı n bu yen i l iği». Bu Yüce Mecl i s tarafından ' onayl amas ı n ı uygun tür eleştirilere İ ç işleri Bakanı Refet bey gördü. Meclis adına program yapmak doğru



refah va saadeti kovmayı başlıca amaç sayar. Bundan dolayı toprak. maerlf,



yerine



adliye, mal iye, iktisat vı vakıf işlerinde ve diğer meselelerde sosyal kardeşl i k ve yar- · d ı m ı hakim k ı l a rak, h a l k ı n ihtiyaçlarına



«yabancı akım yoktur, h a l k ı n içinden ç ı k m ı ş olmayacağı ii;in biz bGnu kenun sekl i n de bu­ göre yenilikleri ve örgütleri oluştu rmaya ça­ akı m vardır>, şeklince yan ı t verdi. Tartışma• raya getirdik. Programın girişini Büyük Millet l ı şacaktır. Bunun için de s iy asi va sosyal lardan sonra, programı incelemek için özel Mecl isinin u l aşmak istediği amac ı qÖs terdiği prensiplerini milletin ruhundan almak ve bir komisyon kuruldu. Başkan l ı ğ ı na İzm i r için b i l d i ri şeklinde yay ı mlanmasına karar uygu!amada m i l letin eği l imlerini ve qeıenek­ m l l letveki l i Yunus Nad i 'nin, sözcül üğüne Bur­ verdik. Şu halde ellerinize sunulan özel ko­ lerini. göze tmek düşüncesindedir. B.u ndan do dur m i l letvek i l i İsmail Suphi'nin seçildiği misyon raporunda bir bildiri va rc!,ı r ki, o layı Türkiye Büyük M i llet Mecl isi D i kenin, komisyon, iki ay süren bir inceleme yap t ı . dört maddeyi gös trrir... Bunlar bizim için i d ari, ekonomik, sosyal bütün i h tiyaçl a r ı mı 1 8 K a s ı m 1 920'de TBMM'sl, Halk�ı l ı k Prog. kutsal bir" amaç ı ı r. Bizim bu amaçları, dün­ ramı diye bilinen Anayasa tasarıs ı n ı görüş· yanın gözü önünde bağı ra baqıra ilan et­ a i t hükümleri bölüm böl ü m inceleme ve ka­ '1un şeklinde U)'Julamaya başlar!)ıştır. meye başladı. İsmail Suphi, kon uşmasında memize hiç bir şey engel deq i ldir». Cengiz Gündoğ:l u özetle şöyle dedi. «Arkadaşlar, hükümetin i ki Sözcü, bundan sonra hükümetin gönder­ H a l k edebiya t ı , h a l kbilgisl önce Halkçı l ı k Program ı adıyl a gönderdiği diği taslakta özel komisyonun yaptığı değişik­ Halk Edebiyatı



ay



Anayasa tasarıs ı n ı görüşmeye başl ı.voruz. Ul­



kemizin



dört bir. yanı ateşe veri ldiği bir sı­ rada Büyük MecUsinizin bu tasarıyı görüş­ kendimi sizlerle birl ikte eismnden m u t l u sayarım. Bu ü l kenin öteden beri bir



dolayı,



hastal ı ğ ı vardır. Bu hastalık vönetim has­ tal ığ ı dı r. Tanzi m a t ı n eseri, yüzy ı l l arca bu ül kede. bir memurlar s ı n ıf ı yara t ı ld ı . Memur s ı n ı f ı n ı n halkla hiç bir ilgisi olmadı. Halka tepeden bakt ı . Halkı, d,ilediği qibi yönet ti. Meşrutiyet yönetimi bile bu hastal ı ğı düzel­ temedi. Memurlar, pu ül kede kendilerinin A l l a h ı n vekili olduklarına inand ı l ar. Köylü ise kendine söylenene hiç bir şekilde .inanma­ m ı ş t ı r ... B..ırada toplandı ktan sonra gördük ki, bu ü l keyi zaafa sürükleyen val n ız dış et­ kiler değ i l d i r . U l kenin i l letlerinde fena iç yönetimin büyük etkisi vard ı r ... Bundan c!o­



layı, bugün, BüyGk MecHsiniz savunma için toplanmakla birl ikte, bu m i l leti yaşatmak iç.in en iyi esas nerede ise onu bul maya



ıhtiyaç



gördükçe her şeyde devrim yap­



mağa karar vermiştir. Lşte hükümetin « H a l kç ı l ı k Program ı • adıyla Büyük Meclisinize gönderdiği prog­ ram bu düşüncelerin ürünüdür. Ben diye­ mem ki, biz hiç bir taraftan ilham a l madık. Belki 9o§uda Rusya'da patlayan devrimi11 bizim üzerim izde etki·s i olmu,•··Hüküme­ tin bize gö. .derc.liği «Halkç ı l ı k Proqram ı > bi­ risi maksat ve meslek, birisi esas madde­ ler, diğeri c!e idare adı a l t ı nda ::r k ı sma bö­ lünmüştü ... Maksa t ve meslekte birinci mac:J. de efendi ler, Büyük Meclisinizin ant içtiği ve esas kuruluşu oluşturan amaçtan söz eder. i­ kinci madde Türkiye Büyük Millet Mec İ isi emperyalizm ve kapital izme düsman olarak



encak bunlarla mücadele sayesinde yönetim ve egemenliğin gerçek sahibi olmak amacına u l aşabileceği kan ı s ı n ı söylüyor. Uçüncü mad­ c!e de yine orduya dayanaktan. sı ri emper­ yal izm ve kapital i2'me mücadele ederek ken­ disinin sahip olduğu orduyu yaşatmaktan söz eder. DördüncU madde de yine halkın eko­ nomik ve bütOn maddi hayatında refaha ka-



l ikleri anlattı. Bu değişiklikler qerekçede şöy­ le gös teriliyordu: « Bi rincisi, Büyük .Mi l let



Meclisi



üyelerinin her vilayette ve



meslek·



lerce temsil edilmek üzere seçi lmesidir ... İ­ kincisi, Büyük Millet Meclisi Baskan ı n ı n , Ba­ kanlar Kurulunun d,a başkanı olması yolunda a l t ı aydır uygu lanan ve zararı qörülen yön­ temin değiştiril mesidir. B.u ndan sonra Bü­ y ü k M i l let Mecl isi Meclisi Başka n ı , ya ln ızca Meclis Başkanı olacaktır. Bakanlar Kurulu da ke:ıdi a r a s ı n d a n b i r i n i Başkan s eçe ce k tir.



ise komi syon, , nı u z



bir



kaç ,'; nemli mad dey i değ i ş t i r m i ştir. Birisi vilay�tte de mesleki temsilin ve doğrudan doğruya seçi m i n kabul erlilmesidir.» lori maddelerde



Sonuçta Komisyonun Meclise



taslağın başlangıç



bölümündeki



sunduğu



bildiri be­



nımsenerek TBMM a d ı na ya}• ı n landı.



( folklor, etnoloj i ) n i n bir dalıdır. Tarih öncesi ve tarih çağları ndan süzülüp gelen söze dayalı bütün halk geleneği ürün leri bu dal ı n kapsa mına girer. Bütün bu sözlü ve edebiyat değe­ yazı l ı ürünlerin b i r sandt



ri olmayan larını bu kapsa m ı n dışında tut· sak bile bir yand ayrı l ı· ğı İslamlık çağlarında ortaya çıkmac!ı . İslam­ lık öncesi sözlü ürünleri derleyen Kaşgarlı Mahmut, alınıp satılan, döğülen, eğlenilen, başkalarına peşkeş çekilen kölelerle cariye­ lerden sıkça sözeder. Ayrıca han - hakan · kağan bey, hiyerarşik bir sıra ile bürok­ rasi, zengin ve yoksul kent ve kır halkları­ nı pek çok örneklerde sergiliyor. ( bla. Ali Çiçekli, Divan Ü Lüga-it Türk, May Yayın­ ları ) . •



İlk yazı lı örneklerimiz Gö k Türk yazıt· larında da kağanlardan, buyruk beylerin­ den, beylerden, bunlardan ayrı olarak da ulus'tan sözedilmekte, hatta «Türk kara ka· m rğ» ( kara kamu: halk) sözU kullanıl ıyor. ( bkz. Ali Çiçekli, lslamlık Öncesi Türk Ede. biyatı ve En Eski Metinler.) Çok daha if. ginçtir, Ergenekon Destanı'nda bir motif o­ larak halkın kurtuluşunda «emekçinin ön­ cülüğü,. vurgulanıyor: Türkleri demird,a ğı eriterek kurtuluşa ulaştı ran, bunun ıçın başbuğ yapılan « Börteçene> ( Bozkurt ) adlı önder bir demircidir. Görüldüğü gibi lslaml r k öncesi Türk toplumlarında da !halktan ayrı, halkın üs­ tünde sınıflar vardı. Bu egemen sınıfların halktan ayrıcalı. ğı elbet temelde gene ekonomik eşitsizl iğe dayanıyordu. Çağların üretim araçları nın ö­ zel mülkiyetini ele geçirmekten aldıkları çüçle toplumun yönetimini, ı:ıiderek devleti eie geçiren yönetici sınıflar, hakanlar, tigin­ Jer, konçuylar, ir-ili ufaklı beyler, halktan bu katlara doğru derece derece yükselmiş saygınlar, kent ve kır zenginleri üstyapr ku­ rumlarına da egemen oluyorlardı. Kül tür, din, dil, yazı vb. değişiklikleri önce bu çevrelerde oluşuyor, sonra da yönetim ve kültür merkezlerinden taşra kent ve kasa­ balarına, köylerden kırlara ve yaylalara doğ­ ru gittikçe azalarak halkı da etkiliyordu. Bu oluşumda çağ ve coğrafya c!eğişik­ liklerinder:ı ileri gelen doğal gelişmenin ya­ n ında çok önemli bir etkenler akını ela dış ( yabancı ) etkenlerdir. Türk toplumlarının müslCman oluşu ile başlayan Arap ve A­ cem etkileri, Türklerin yaşamlarında, din­ lerinde, kültür ve 'edebiyatlarında ilk yaban­ cı etkiler değildir. Ondan çok önce de Or­ taasya Türk uygarl ıkları n ı n çevrelerindeki yabancı uygarl ıkların etkilerinde kaldıklarını biliyoruz. Gene Gök Türk Yazıtları nda « ... Şimdi bozgunculuk yok. Türk kağanı Ötüken'de oturursa ilde sıkıntı yok. / Çin ulusu sözü şiirin çok Türk budunu öldü. / ... Onu görüp bilin. Türk şimdiki ulusu, beğlerl, keğanlı,�a baş eğen beğler, yanılacaksınız



hal / ( Bengü taş yaptırmajt ı r, hem de ha!k ec'ebiyat ı n ı n bir bölümü­



relerden hatta dağlarda, göçebe aşiretler ç i nden çıkan ozanlardır. Özgün halk ozan­ l a rı n ı n teme'. özelliği şiirlerini hece ölçüsü ile, haz ı r l ı ksız ( i rticalen ) ve saz çalarak söylemeleridir. Halk şiiri geleneklerine uy­ gun şiir söyleyebilen fakat saz çalmasını bil­ •:ıı eyen halk ozanları var�a c!a ·saz şair1erinin yanında bunlara pek değer verilmez.



« 1 7. yüzyıldan başlıyarak kent ve kül. tür çevreleri nc'e yetişmiş okur-yazar halk ozanları üzerinde divan şiirinin etkileri gö­ rülmeye başlar. ( Gevheri, Erzurumlu Em­ rah, Dertli, Bayburtlu Zihni vb. ) Bu oza nla­ rın halk şiiri geleneklerine uyqun şiirlerin­ ce dil Arapça Farsça sözcük ve kurallarla bozulur. Anlatım divan edebiyatına özgü mazmunlar ve söz oyunları ile açıkl ı ğ ı n ı , yal ı nl ı ğ ı n ı yitirir. Bu ozanlar ayrıca aruz ölçlisü ile de şiirler yazar, haMa divan şi iri g�!eneğine göre divanlar düzen lerler. Hece şünmek daha doğrudu r. ) ölçüsü ile yazdı kları şiirlerini toplayan ki­ 3. Tekke - tasavvuf edeb:-vatı: T ürk halk taplar ı n a bile «diva n » adı n ı verenler var­ edebiya tı nda dinsel metinlerin kaynağı kuş· d ı r. (Ernrah Divanı, Dertli Divanı gibi ) O. kusuz yaln ızca tekke ve tarikat çevreleri kur-yazarl ığı olmadığı halde kulak dolgun­ değildir. Ayn ı zamanda cami ve medrese luğu ile a ruz!� ş i i r söyleyen lere bile rasla­ �vreleridir. Fakat cami ve medreselerde n ı r. Bütün bu n ! a r halk şiiri üzerinc'eki olum- şeriat öğretisi egemendir. Şeriatin katı ku· suz etkilerdir ve bu ozanlar bu tür şiirleriy­ ralları, hoca ve molla düşünüşü sanatçı n ı n , le halk şii rine bir değer katmış dzğillercir. oza n ı n sığamayacağı kalıplar, c! a r s ı n ı rlama· Zihni'nin : !ar ortamı yaratıyordu. Tekkelerde ise şeri­ Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş atten öte tarikat, tarika tten ö te «marifet», Sakiler meclisten çekmiş av2ijı ondan da öte «hakikat" öğretiliyor, tasav­ ya da Dertli'nin : vuf felsefesinin büyülü genişliği içerisinde Sarab-ı !alinde ne keyfiyet va r özgür ve şiirli bir ortam yara t ı l ıyordu . . Bu Söyletir efsane efsane b gibi. Bu tür şaşı rtmaca tekerlemeleri, şaş ı r'!:ıl alaya alarak gülüp eğlenmelere neden olduğundan özell ikle kırsal alanlarda oldukça geniş bir yayı lma elanı bulmuştur. Anadolu tü rkçesi ile Türkçe konuşan başka ulusların, hatta yabancı dil lerin te­ kerlemeleri arasında şaşırtıcı benzerl ik ler, ayn ı l ı klar görülüyor. { ok. Boratav, Tekerle­ me ) .



IX . Halk Ş ürl Türleri: Halk şiiri teri· mini ya ln ızca türkü ve mani gibi ozan ı bel· il olmayan şiirler için kullanmak, ozan ı belli şiirlere ise halk şilrl değil "aşık �ilri> ye da « a ş ı k edebiya t ı » demek eğilimi var. Mani ve türkülerde gene temel birim dörtlük ol­ makla b:rlikte yerine göre dörtlüğü birkaç d'ze eklendiği ya da dörtlükten bir iio-ı di· ze eksildiği görülür. Ozanı bel l i şiirlerle mani ve türkü ara�ında bundan başka biçim ve içerik yönünden hiçbir ayrım yoktur. Bt!· nun için ozan ı belli şiirlerin yaratı-:ılarına nas ı l «halk şairi diyorsak, onların şiirleri• ne de « h a l k şiiri> dememizde bir yanl ışlık y teri min] hep­ si için kullan ıyoruz. Halk şiirinin ölçü, kafiye, nazı m birimi gibi biçim . 15zell lklerlnl yukarıda bellrtmlş­ t!k. Görül üyor ki halk şiirlerinde çok nazım biçimi yoktur. İki temel biçim var: Koşma



ve mani. Bütün h a l k şiirleri ayrıı biçim özel­ l i klerini gösterir veya koşma, ya mani bi· çiminde ol ur. Bunun için halk şii rleri bi­ çimleri bak ı m ı ndan değil, konuları ve içe­ rik leri, ezgileri, k u l l a n ı ldıkları yerler ( iş



türküleri, ağlayıcıların ölü başında söyle. dikleri ağıtlar, n in n iler vb. ) bak ı m ı ndan kü­ melere ayrı l ı rlar. Kimileri de adları n ı yay­ g ı n olarak Söylendikleri aşiretlerin edların­ d.an a l ı rlar. ( Varsak'! ı l a rdan «varsağı>, Bayat boyundan «baya t ı " ) . Kimi şiir türleri ise Al (ağıt ) lar, birL de savaş, doğa, aşk, eğlence vb. konuları anlatan c ko­ şuk,,Jar. Hatta bu c koşub terimi bile bir şiir türü olmaktan çok genel olarak şiir an­ l a m ı taşıyor. Bu • koşuk» sözcüğünün İ s­ l § m l ı k sonrası Anadolu Türkçesinde a: koş­ m a » biçimine dönüştüğünü sanıyorum. 1 5. yüzyı ldan günümüze değin halk şi iirinde gelişip belirginleşen şiir türleri şun lardır: 1. Mani: Mani tipi ( aaba) kafiyelenmlş dört l üklerden oluşan başka şii rlere ( kimi türküler, ağı t l ar, ninniler vb. ) ve dize sayı­ sı arımı� ya da eksilmiş manilere ras lanır­ sa da tipik maniler tek dörtlükten ibaret şirlerdir: Damdan dama ilk atar Kızlara çal ı m satar Ça l ı mına yandığım Gece kıl ıfta yatar ( Elbistan yöresinde ağı rdan şeker gibi kostak kostak yürümeye e l ik atmak> denir. « k ı l ık> ise yOzsüz, çarşafsız yorgan, döşek, yastı ktır. ) Gerçek maniler 4/3 7'1i hece' ölçüsü ile söylenir. B ' l i, 1 1 'li vb. mani tipi dörtlük­ ler, ya başka bir türün bir dörtlüğüc!ür, ya da geleneği iyi bil meyen birinin uydurduğu bir manidir. Mani gelene�i ve beğenisi TOrkler ara­ sında CStedenberl çok canlı biçimde yeşeya· gelmiştir. Divan edebiyatında Acem nazı m biçimlerinden rubei'n l n yanında, öze l l ikle A­ zer ve Çağatay alan larında yaşayan c t• ıyu�>,



529 HALK mani



beğen isinin



divan



da



edebiyatında



tanınan



kişiler de ezberlerindeki manilerin



yanında kendi



s.ürmesidir.



uydurdukları



de



mani leri



fıkralar, a tasözleri vb. gi­



söylerler. Öte yandan halk şiiri geleneğinden



bi durup dururken söylenmez. Doğal olarak



habersiz, acemi, fakat ozan geçinen kimi leri,



kul l a n ı l d ı kları yerlerde belirli



kafiye kolayl ığı ndan



Maniler



de



bir



görevi



üslenmişlerdir. Kızlar arasında n iyet tutma,



bir gizi, açığa vurma, yarışma • . Kız ile oğ. lan arasında



laf



atma,



sevgiyi duyurma,



ötürü mani



sar ı l ı rlar. Oysa mani lerde



biçimine



ilk iki dize dol­



durma dizelerdir. As ı l anlam son iki dizede. dir. Mani söyleme



ustal ı ğı , güzel



söz



söy.



haberleşme.. Askerden gelen yada askere gi­



leme yanında yedi heceli iki dize ile yoğun,



den mektuplarda



özlü şiir söy�me ustalığıdır.



leri



açıkça söylenemeyeı:ı



iletme. Fal - bakma,



şey­



bilmece söyleme.



Manilerin çok geniş bir kullanma alanı var. Halk öyküleri nasıl daha çok erkekler, bil· mece ve tekerlemeler daha çok çocuklar a­ rasında yaygın türlerse maniler de daha çok kadınlar, özell ikle



de genç



kadı nlar kızlar



arası nda yaygın bir şiir türüdür. Manilerin



çok



sevilen



2.



Türkü:



Sazla



olsun



b ir ezgi ile arasında ozanı belli



olmasın bütün halk



lemek, şiir yazmak yerine c tü rkü yakmak» derler. Fakat bir şiir terimi olarak a:türkü»



lı manilerdir. Yaz ı l ı ş ve söylenişleri



aynı,



li ( Köroğlu, Karacaoğlan, Veysel gib i ) halk



Kerem,



Emrah,



ozanlar ı n ı n birçok ş i irle­



fakat anlamları ayrı sözcük ve sesler c'.e mek



ri de türküleşmiştir. Fakat a s ı l halk türkü­



olan cinaslı kafiye halk şiirinin



leri ozan ı belli olmayan, ezgil i halk şiirleri­



öteki



tür­



lerinde, hatta divan şi i rinde de özenilen bir kafiye türüdür. Fakat



manilerde bunun Ö­



zel bi r yeri vard ı r. Manilerin ,.�leneksel dize



dir.



Halk



şiirinin



bütün



türlerinde



( 7'Ji,



S'Ji, 1 1 'li vb. her ölçüde deği�ik kafiye dü­



zenlerinde .. )



halk türküsü örneklerine



ras­



say ı s ı n ı n ve kafiye düzeninin değişmesi ola·



l ıyoruz. Konuları baktmı ndan da öteki türier­



yı da daha çok bu tür



c'en b ir aynl ığı yoktur. Koşuldukları ezgi lere



mani lerde görülür,



Amaç artık olabildiğince çok sayıda bulabi lmektir.



Bul unabilen



cinas



cinas



göre biçim değişiklikleri gösterirler. Konuları na,



sayısınca



söylendikleri yerlere



( iş·



dize sayısı da artar ya c'a eksilir, kafiye dü­



ievlerine ) , k ı tal ar ı n ve kavuştak ( bağıntı )·



Çimen yerde



nine vb. göre halk türkülerinin pek çok çe­



zeni de buna göre deği şir:



kadar çok çeşidi,



kendi



güçtür. Çünkü hangi ölçütü kul lansanız, han­ gi



tan ı m ı



yapsanız



o



kl>men in bütün ör­



neklerini kapsamıyor, gene de .eksik karıyor.



Karadan Karadan hep



Böyle b ir bölümlemeye girişince çdk karma­



karadan



şık sorunlarla karş ı laşıyoruz. Onun için halk



Yarim gider gemiyle



türküled için ayırıc belirleyici kesin kural­



Ben giderim karadan



lar koyma olanağı yoktur.



Ciğerim göz göz oldu



a ) Kişinin doğumundan ( n inniler ) ölü·



Görünmüyor karadan



müne



Hak beni ayırmasın c Ayak» sözcüğü, manilerc'e özellikle bu kafiyeler



için



kullan ı l ı r. Yukardaki



örneklerde olduğu gibi cayak> maninin ba­ ş ı n da ,söylenir.



•avaklı



Bu manilere



mani•



de denir. ( Manilere cbaba. �le mi, var geç adam aman ..• •



gibi



ünlemlerle baş­



lamak da bir gelenektir. ) Birinci ya da hem birinci,



( ağıtlar )



kadar yaşamı



bovunca acı­



lı ve sevinçli bütün bireysel serüven ler ( aşk,



Kaşı gözri karadan



gönül ,



vard ı r . Bu



aralarında kümelere, bölümlere ayırmak çdk



olaydım



Soyunup çimen yerde



cinaslı



dize sayılarına, dizelerin kafiye düze­



şitleri



Ot bi ter çimen yerde Yare gömlek



farın



hem ikinci dizeleri böylece düşmüş



manilere o:kesik mani• denir.



ayr ı .Ir k, askerlik, mapusane ... ) , b ) Doğa ve toplum olayları tarihsel olaylar,



( efsaneler,



doğal afetler, siyasal olay·



far, çevresel konı;Jar .. ) ,



Bu



neden le



biz



türleri ve biçimleri raslanan



türkülerin



tür.



ayrı



ayrı



değil en çok



üzerinde



özellikleri üzerinde duracağız.



A. Türkü lerde de .temel birim Fakat kimi türkülerde



( üçlük ve ikilik ) kara t ) lar eklenir.



dörtl ük·



dize eksilmesi,



görü l ü r. Ya da



dörtlüğe



türkülere



konu







de



çok raslanır. Fakat



türkülerinde ( Katibim



daha çok İstanbul



türküs ü ) ve Azer a·



1 3'· vb. hece ölçüsü ile söylenmiş tür­



lan farın!;@ •hoyrat»larında olduğu gibi lü,



1 5'Ii



külere de raslan ı r .



( Aruzlu



türküler konu­



suna yıtkarıda değinmiştik. ) Avnı



şiir için·



de değişik ölçülü dizelere raslandığı da olur. C. TDrkülerin ma



tipi



temel kafiye düzeni koş­



kafiyedir. Fakat manilerden



ol uş­



muş türküler de vardı r . Türküyü oluşturan maniler ya



herhangi başka bir türküde de olur, ya d,a



kullanı lacak biçimde bağımsız



her dörtlükte geçen ortak bir sözcük ve or­ tak



bir



mış



olur. 1 l 'l i türkü dizelerinin



konu



çevresinde



birbirine bağlan· mani tipi



kafiyeli olduğu da olur. Hatta kafiye disip­ l i nine büsbütün bo�vermiş tü rkülerimize de raslanır. D. Türkülerde dizeleri ve di�e kümeleri­ ni



genişleten b ir özellik de



cyar,



anam,



bre beyler, bir danem, of of. ne bilem• gibi ünlemlerin eklenmesidir. Bu da



yalnız .tür­



küye özgüdür. Sonuç



olarak



bu



çok de�işken teknik



özelHklerini m ıncıklayıp durarak tad ı n ı ka· çırmaktansa



türkülerimizin



ozune



kulak



vererek tad ı n a varmaya çal ışmal ı . Özüne sö­ züne uygun ezgilerinin de yardımı



ile hal­



t ( o da



başlığı



a l t ı nda



bir anlatı



türü



alıyor. Öteki türleri «Duygu luk şiir



başına olduğu gibi "topluca bir iş yaparken,



türü:ıo



törensel topluluklarda,



m a ve ilenme ... ), cYarı ş m al ı



halaylar­



he­



7'1i, S'li ölçü lerde türkülere



yacak



oyun ve



1 1 'li



B. Türkülerin çoğunun ölçüsü ölçüsüdür.



� ı k edebiya t ı n ı n



c ) lssız yollarda, k ı rlarda, dağlarda tek



'



ce



lurlar. Daha doğrusu türkü lere konu olama­ hiçbir konu yoktur.



türkülerin be-



Kavuştak,



lirleyici bir özelliğidir.



şiirlerine .:t ür"



kü» denir. Hatta çok yörelerimizde şiir söy.



belirli b i r halk 1iiri türünün adıdır. Adı bel­



bir türü cinas­



mayan, düzensiz olanları vardır.



iki, üç, dört, hatta altı dizeli kavuştak ( na­



ya da



söylendiklerinden halk



d) Her türkünün biçimi de aynı değil­ dir. Değişik biçimlerde ve hiçbir biçime uy­



( Güzelleme,



koçakl ama,



ağıt,



taşla­



şiir



da ... topluca türküler söylen ir. Ninni, ağıt,



( muamma



ilahi, oyun havası vb. biçimlerde halk tür­



şiir türü» diye ayırıyor. Aş ı k edebiya t ı ndaki



debiya t ı n ı n bi r ürünüdür. Fakat yaygınlıljı,



küsünün



'şiirlerin yaygı!'! adları



anlam yoğunluğu, cinas tutkunluğu gibi ne­



türler, konular, yerler de birbirine karış ı r



gösterilmesine de karşı ç ı k ı yor. Fakat



denlerle



Halay çekerken b i r ağıt, iş yaparken



neljin



Mani



şairleri



aslında



ortak ( anonim )



halk e­



halk ozanları, hatta kimi kendi



,lemişlerdlr.



Fasikül: 1 7



adları



Halk



/



altında



arasında



Forma: 34



divan



maniler söy­ c manlcl•



diye



girmediği



taşlama, düğünde Jenebll !i".



yer



yoktur.



Bütün



bu bir



bi� öykülü türkü... söy·



çözme, karş ı lama ) ,



türü>



koşma



deyimi



ile bir türmüş Kastamonu



halk edebiyatı geleneğinde belli b r ezgiyle



cÖğretilik



söylenen



l1



gibi



uÖr­



bölgesi



heceli



ve



b i r şiir çeşicf.ini



530 HALK gösterir, başka bölgelerc!e ve çeşitli çağlar­ de. değişik biçim ve ezgilere ad olmuştur.» diyerek (bk. Gerçek Yayinevi. 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, sf: 28 - 3 1 ) « koş­ ma»nın bir «�iir >eşidi> olduğu geleneği c!-c bel irtıliyor. Gerçekten yukarıda açıkladığımız gibi ozan·ı bell i olsun olmasın bütün halk şiir­ lerinin •mani ve koşmadan başka bir biçimi yo ktur. Bu genel biçimleriyle ·al ı nca niani dışındaki bütün şiir koşmanın alt türleri­ dir. Bunlar ayrı nazım biçimle�i değildir. Halk edebiyatı geleneğii-.de hepsinin ayrı ay­ rı, adları olan gürelleme, koçaklama, taşla­ ma, ağıt, semai, varsağı, ilahi, nefes gibi « şi)r çeşit»lerine « tür» demiyeliriı de ne diyelim? Anlamakta, öğretimde kolaylık ol­ sun diye, aşık edebiyatının bütün bu türleri­ ni gene de « tün• başl ığı altında tıpkı cdesc tan» gibi ayrı ayrı ele alıyoruz. Aynı adle anı lan B' li şiirlere de ras­ lanmakla birlikte koşmalar hecenin 1 l'li ka­ l ıplarıyla söylenir. Kafiye düzeni. ilk dört­ lükte abab, abcb, akcb, öteki bütün dört­ lüklerde ise dddb, eee�, fffb olur. Yani ilk üç dize kendi arasında bütün dördün­ cü dizeler de ilk dörtlüğün ikinci va dördün­ �b dizeleri ile kafiyeli olur. Kimi zaman da türkülerdeki" kavuştak ( nakarat ) gibi dör­ düncü dize olduğu gibi yinelenir. Dinsel olmayan konularda söyleni,r. ( Koşma ben­ zeri dinse.! şiirler ayrı· adlar alır. ) Dörtlük sayıları beş kadardı r. En önemfui de koşma türünün özel bi r ezgisi vard ı r. En güzel ör. r.eklei"ini Karacaoğlan'da buluruz. İn�an ( aş k ) ve doğa güzellikleri üstüne söylenmiş 'cigü� zelleme » ler! kÔşmalardan ayrı düşünemeyiz. 4. Destan": Biçim öieİlikleri koşmanın ayn ıdır. Fakat koşmadan çok daha uzun o­ lur. ( 8- 1 0 döti ükten başla'., J OO'e · yak· laŞaİıları bile görülmüştür. ) Belirli bir olay, kişi, yer, varlık iistüne söylenir. Acıklı y� da ağı r - başlı destanla�. söylendiİ, ya da kıssa ( öykü ) anlatmalarından ötürü «kıssahan> da c;le­ n irdi. Fatih zaman ından berl padişahlar ka­ tında ve şehir esnafı arasında her yü:Zyılda ıv· adr · belli ünlü 'meddahlar yetişmiştir. Murat dönemi meddah ı TıW; bu geleneğin en ünlüsüdür. Son büyük ustası ise yüzyı l ımı:;: başlarında yaşayan Süruri'dir. Gene bu dö­ nenıde Borazan Tevfik taklitleriyle ünlü idi. Ü nl.ü Karagöz ve ortaoyunu ustalarının bir· çoğu aynı zamanda medahlıık da yapmış­ •



lardır.-



2. Karagöz: Karagöz bir qölçıa ya da hayal oyunudur. 50 60 kişilik bir izleyici· kalabal ığı önilnde beyaz bir bez perdeye arkadan renkli insan, hayvan, a§aç, ev... csuret,,Jerinin gölgel�ri düşürül&•.



5:3 1 HALKEVLERİ rek oyna t ı l ır. Gölgeler için elektrik yaygı n· !aşıncaya değin c şem ' a » denilen bir tür kan· dil kullanı l ı rdı. cSu ret » le r, özel işlemlerle saydamlaştı rı lan deve ya d a manda derisin· den kesi l i p boyanırdı. Karagözcü sopaların



ucuna taktığı b u «suret»lerin gölgelerin! per­ dede hareket ettirir, konuşmala r ı , tek başına kendisi yapar, sesleri ke n di si' çıkarır. Bu bakımdan K a ragöz ' c ü ntecd a h a benze r. K a r a göz . oy un l ar ı n ı n değ i ş mez · 'iki ba�­ k iş i si Karagöz · ile Hadvat' ı n ve her oyunun girişinde adı geçen Şeyh Küşteri ' n i n gerçek­ ten yaşamış oldukları, araları ndaki brtakım il iş k i l� r b ulu n du ğu ü s tün e yayg ı n söyl en tiler Ok a ragö:z;'ün Bursa.'da İıı eZ arı ) va rs a da



söylentilerin doğruluğunu kan ıtlı döğmesi ile başlar. Sonra Kara· göz'le Hacivat'ın ikili kon u şm a s ı ( muhave re) ge l i r . Hacivat bir tekerleme ya da şaşır­ tıcl'< bir dü ş ü n ü anlatır, Karagöz'e bir şeyl e r



söyler Ka ragöz onu ya n l ı ş ya d.il ters anlar. Sonra t:fası l :ıı denilen asıl oyun başlar-' Bura­ da Karagöz'e lş bulunması, onun bu işlerde saka rl ığı ( Karagöz'ün Bakkal l ığı, Aşç ı l ı ğ ı , Ko­ m i k l i ği, Şairliği, Eskici, Yazıcı, Bal ı kçı l ar, Ca mbazl a r .•. ) , Karagöi:'üı:ı ol madık işlere burnunu sokmasından başına gelenler ( Ha·



Kavak, Çivi Baskını ... ), i,Çine düş·. tüğ ü çapraşık işler ( Yalova Sefası, Kara­ göz'ü n Es ra r İ ç m esi, Tımarhane ) yada Ka· ragöz'ün de ka t ı ld ığ ı bilinen halk öyküleri



marn, Kanl ı



..•



( Ferhat ile Şirin, Kerem ile Asl ı , Tahir i le



ı:uhre•.• ) canlandı rı l ı r. Oyunda rolü olan tip­ ler ( cZenne>, §şık, Bebe u h i , Tuzsuz Deli



R



dur. « P a [a nk a » denifen s a fı n e, Eıir köşesi nde oyuncuların acele k ı l ı k değiştirdikleri ve .:yeni dünya> denilen basit bir paravanı> i ı e bir İ·skemJe· duran iple çevrilmiş boı; b i r al a n d ı r. İzl ey ici le r çepeçevre c palanka»nın



çevresine dizilirler. Ortaoyunu kadrosunda oyunculardan başka iki kişilik ya da kalaba. !ık. bir ç a l g ı t ak ı mı da yer alır. Oyunun ba­ ş ı nda ve oyun c u l a r sahneye girdikçe bu çal­ söylerler. g ı c ı l a r birtakım havaly ç a l ı p Oyu.nlar bol m üzi k l id i r. Soıi dönem lere ka. dar oyun araları r\c!a raks eden köçeklerle, �ürültüfü curcuna havaları söyleyen curcu­ nacı!ar da vardr, Sahneye önce Pişekar g i re r, zurnacı He konuşmava · başlar. Ardından .Kavuklu ile Ka­ Kavuklu'nun vukluarkası ae l i r Pişekar'Ja hoşbeşinden sonra Kavuklu gördüğü bi r dU. şü teke r l em e biçiminde anlatır. Sonra Kara­ göz fas ı llarına benzer fasıİ bölümü sergile­ nir. Oyuncu tipleri de K aragöz' l e ortaktır. Orta :oyununa Ka ragclz' üıi toprağa inmiş ve kişileştirilmiş biçimi diyebiliriz. Kara§öz'de olduğu gibi oyu n Pişeka rın Kavukl.u ile ko­ nu ş ma s ı ve iz leye n l erden özür di l e mes i ile biter. Oyu nda Ka ragöz'e karşılık Kavukl u , Hacivat'a karş ı l ı k ' P işe ka r bulunur. .



.



nikler içinde sürüyor. Karagöz ve Kavuklu'yıı karş ı l ı k k u kl ada İbiş, Pişekar ve Hacivat'a k arş ı l ı k kuk la d.� İ h tiya r ( İ biş' in efendis i ) , baş k i ş i lerdir. O te k i kişiler de ortaktır. 5. Tulüat tiyatrosu: A r tı k vitip giden or. taoyunu ge le neği bu tür içind1" sürmemiş ol saydı t u.I Oat tiyatrosunu halk tiyatrosu tür. leri arası nda sayamazdık. Çünkü gerek oy. nanan yap ı tlar, gerek sahne ve perde düzeni, g ro geçen yüzyıl batıdan aldığımız tiyatro­ dur. Fakat gerek bel irli bir metne bağl ı ka. l ın manıası, gerek konuların yerli halk ya. şa_m ına uydurulması gerekse oyuncuların ge. lenek se J halk tiya trosundaki n i telikleri va kimi t ip le ri ( İbiş ) bu tiya troya aktarmı ş olmaları bak ı m ı ndan bir halk tiyatrosudur. Aydınların da uzun s üre benimsemedikleri, küçümsedikleri bir türdür. Sonuc olarak bu t iya tro ortaoyunu ge. ! e neğ i ile Batıdan al ınma tiyatronun karış..



oluşan melez bir tü rdü r. Konu­ m uza giren yan, sözlü gelenekle ortaoyunu niteliğidir. Nitekim Naşit gibi büyük tulOat­ çılar o r ta oy u n u n da da, Kavuklu Hamdi, Kel Hasan gibi büyük ortaoyunu sanatç ı ları tu. IOat tiyatrolarında da oy n am ı ş l a rd ı r .



masından



Ka ragöz d�asl ında tek kişilik bir oyun 6. Seyirlik köylü oyuııla n: Köylük yer. olduğu i ç i n bu tek oyuncunun iı s t a l ,ğ ı yeter· Jerde düğünler ve başka törensel toplantı· l idir. Ortaoyunu hem çok aktörlü o l d uğ un­ Jarda «oyun çı karmak » ı:.'eyim i ile an l a t t ı kl a r ı d?.n, hem de izleyicini·� gözü ön ünde canl ı seyirlik oyunlar oynanır. Bunlar en ilkel bi­ olarak oynandığı ndan daha büyük bir us­ çimi i le kostümlü, makyajlı, bol taklitli, ko­ taİık ist e r. Öze l l ik le oyunların belkemiği olan nuşmalı, üç beş asıl oyu nc us u olan oy un ­ Kavuklu'nun çok us t a olması gerekir. Or· lardır. ( Arap oyunu, Ö l ü. oyu nu , Çingene taoyunun d a taklit ve konuşmaların y anı n da oyunu vb. ) Bu oyunlarda söz öqesi hem çok asıl. mfmikler, yüzü gülünç biçimle re sok­ az, h em de bir ge l e neğe bağ l a n mam ı ş tı r Zo­ ma ö nem l id ir . ten s ap t anm ış biç im le ri de yoJ: "Gençlik gelişen ve yet i şe n . bir calışma iç i n­ de y a şa t ı lm a l ı d ı r. Ulus bilinçli. birbirini an. !ayan, birbirini seven ve ü l keye bağlı halk kitlesi !·alinde örgütlendirilmelidir. En güçlü



ders



araçlarına ve yeti�kin



öğretmen ordu.



sahip olmak yet erli deği lc'ir. Halkı yetiştirmeık,, halkı bir :kü t le · hal ine getirmek için avrıca bir ulus.al halk ç a b a s ı n ı n düzen­ lenmesini. i h m a l etmemeliyiz.,. İ l ki n 1 4 i lde a ç ı l a n Halkevlerine her y ı l ye ni l e ri eklendi. Dönemin tek siyasal ve tcv· lumsal derneği niteliğindeki Halkevlerinin vartı'qı bH önivor ( Kavurcak, kolkorçak) Fa­ a çıl m a s ı kara rı şöyle a l ı n ı yordu: Yerel CHP ile padisahler k a r ı n a dek ulastı r ı l ı r . teknikleri bu gel i ş miş örgütleri gereken yapı, kol, bü tçe ve üye­ 3 . Ortaoyunu: O r t aoyun u özel b i r sahne kat bugünkü kukl a gerektirmeven, aÇık hettA kap � l ı her ye rde biçimleri ile Batıdan a l ı n m ı ştır. Fa kat Ka· le r i hazırladı kta n sonra CHP lı Yön el i m Ku­ dekorsuz boş b i r alanda oynanan l:ıir oyun- ragöz, ortaoyunu ve tuJOa:t g ele n eği bu tek, r u l .u a ra cılı ğ ı y l a CHP Genel Yön e t im K ur u ·



!arına



.







532 HAl KIN !una başvuruyor, Halkevi şu�esi açı lmasına bu kurul karar veriyordu. Halkevlerini de. netleme görevi de CHP İl Yönetim Kurullarına verilmişti. Giderler genel bütçe ile özel idare, belediye ve köy bütçelerinden, kamu tüzel kişilerinden sağlanıyordu . Yönetme. likte cHalkevi şubelerin in butün çalışrr.ala­ rı nda Parti programı n ı n gözönünde tutulması, bunların her vesile ile yayılması ve kök­ leştirilmesi öngörülmüştü. Birçok yönergede de Halkevlerinin CHP'ye bağlı bir kültür ocağı olarak çalışması gerektiği ifade edili­ yordu.



Plastik Sanatlar; Müzik; Gösteri; Folklor; gütü kimliğiyle tavır alan ve 1 979 başından . Spor; Turizm ve Gezi adları n ı taşıyan de­ b.e ri Halkevi adlı bir yayın organı çı­ kuz kol aracı l ı ğıyla sürdürmeye çalıştıysa da karan Halkevlerinin son genel başkanı, Milll kimi iktidarlar döneminde güçlüklerle karşı­ Birlik Komitesi üyelerinden Ahmet Yılc'ız'd�r. !aştı. Son yıllarda demokratik bir kitle ör­ Alpay Kabaca,lı



1 939 sonuna değin il merkezleriyle bü­ yük kasabalarda açılan Halkevi şubelerinin



sayısı 373'e ulaştı. Bu tarihten sonra «ev» sayılamayacak küçük yerlerde Halkodaları açılmaya başlandı. Gelişme gösteren odalar Halkevine dönüştürülüyordu. 1 946'da Halkev­ lerinin sayısı 455', Halkodalarının sayısı 4 .066'yı buldu. Bu tarihte çok partli yaşa­ ma geçilince, Halkevleri . üzerinde siyasal tar­ tışmalar başlarken bu kuruluşlara özerklik veriierek « tesis» haline getirilmeleri yolunda çalışmalar da yapıldı. Ancak, her yıl bütçe görüşülürken TBMM'de bu konuda anlaş­ maz! ık çıkmazına karşın, 1 951..'._e değin Hal­ kevlerinin hukuksal konumunu cle_ğ iştirecek



herhangi bir düzen lemeye gidilmedi. 1 950 seçimlerinde Demokra't Parti'nin iktidara gelmesinden sonra Halkevleri üze. rindeki tartışmalar h ızlandı. İ ktidar partisi mil letvekiileri, CHP'ye ve Halkevlerine ait malların geri a l ı nmasını öngören yasa öne. ri!eri getiriyorlardı. Bir maliye müfettişleri kurulu da « Hal kevlerine yapı lan yardı mların mahall ine sarfedilip edilmediğini kontrol»la görevlendirildi. 1 951 'de Mecliste geceli gün­ düzlü görüşülen bir yasa önerisi kesinleşti ve 5830 sayılı yasa i l e Halkevlerinin ve CHP'nin tüm taşı nmaz mall�rı hazineye geç( Sonradan Anayasa Mahkemesi, yasanın kurum mallarına ilişkin maddelerini iptal etmiştir). Maddi c'estekten yoksun kalan Halkevleri, bu tarihten sonra kapanmaya basladı. Kimisi çalışm;;ılarını 1 953'e değin sürdürebildi. 1 95 1 'de Halkevlerinin sayısı 478, Halkoda!arının sayısı 4.327'ydi.



27 Mayıs ta n sonra, Milli Birlik Hükü­ meti döneminde Bakanlar Kurulu.nun 1 2 Nisan 1 96 1 cıünlü kararnamesiyle kurulan Türk Kültür Dernekleri, iki yıl bu adla ça­ l ıştıktan sonra 21 Nisan 1 963'te adın ı de­ ğiştirip « Halkevi» adını aldı. Dernekler Ya­ sasına göre çalışan ve siyasetle uğraşmama, hiçbir partiye bağlanmama ilkesini benim­ seyen, Bakanlar Kurulunca « kamuya yararl ı » Halkın S�si Dergi.sinin bir sayısı derneklerc'en sayı lan Halkevleri, yeni dönern­ de 220 kadar şube ve Halkodası açtı. Ça1 ı şmalarını Köycülük ve Halk Eğitimi; Ki­ Hiılkın Sesi. Haftal ı k siyasal gazete. Sahibi: Erhan Ünsal. i lk sayısı 1 5 niSan_1 975'de çık­ taplık ve Yazın; Dil, Tarih ve E deb iya t ; İ lker Sümer. Sorumlu Yazı İşleri müdürü : t : . «Tek Yumruk Olalımıı başlıklı yazıda '



533 HALKI N hem gazetenin amacı beli rtiliyor, hem cse­ kiz saatlik işgünü her yerde uyoul anmalıdı r», cGrev Yasaklarına Son Veri lm�li ve Lokavt Yasa klanmal ı d ı r » « Genel Grev Sivasal Grev, dayan ışma grevi hakkı kanuı:ılaşma l ıcl ı r», c l 41-1 42-1 46-3 1 1-3 1 2 maddeler iptal edil­ melidir», c İ dam Cezası kald ı r ı l_malıc!ır» v.b. belgiler yayımlanarak «faşist diktatörlük öz­ l'!miıo içinde olanlara karşı ,



«ODTÜ Öğrencilerinin Kara r l ı Mücadelesi Faşist Dfktatörlüğün Oyu n l a r ı n ı Bozaca ktı r», «Yaşasın Orta Öğretim



Gen v.b. yaz ı l a r ı n yay ı m l andığı dergide,



öze l l ikle yüksek



öğrenim gençliğinin örgüt.



ler'inden en !;eniş ölçüde haberler yer a ld ı .



Halk Yapı Sanatı



Halkın kendi olanakları,



Ulusal direnişi örgütlemek için toplanmış mıştı. Savaşlarda ve eşkiya peşinde pişmiş, bulunan bu kongrele�de merkez ku ru.l una � y_ü re�i � ü�seJ ııı e tutkusu ve vat�n. sevgisiyle Oye 'seçi İdi: Anzavur ayaklanması b · şlamas.ı üzerine 5 · kasım 1 9 1 9'd baş ver­



a l ı n ı rd ı .



Müslümanl ığ ı



kabul



edenler cizye vergisinden kurtulurlardı.



Bu­



nunla beraber a raziye uygulanan haraç devam ederdi. Toprak vergisi olarak



a l ınan



i ki tür olurdu. Birisi yetişen



ürünün



tarına



göre



a l ı n ı r buna



harac-ı



haraç m i k­



mukası m ,



diğer geçerli o l a n adıyla ö ş ü r denirdi. Öbü· rü



ise



toprağı n



yüz



ölçümü - göz önünde



beşinci



yayın dönemine girer Bu



dönemde



Topçu'nun görüşlerinden



yola



yine



( Ocak



Nurettin



çıkan



düşün



yazı ları ağ ı r basmaktayken 1 2 Mart rejimi s ı rası nda sanat - edebiyata geniş yer verir;



ı 972'den sonra uzun c araştırma ve ince­ leme> yazı larına ras t l a n ı r. Bu beşinci döne­ minin i l k sayısı nda Topçu, derginin yayın



çizgisini



şöyle belirler:



«Sonsuzluk vardır,



537 HARF yoktur diye çekişirken sonsuza gidiyoruz ... Hareketimizi enginliğe fırlatarak bu en!'.jinliğin verdiği cevabı dinlemeliyiz. Hareket, bu en. ginliği kendinde yaşatan ferdin hem onu çağırışı, hem de enginliğin bu sese cevabıdır . .. Biz muvaffakiyetin değil hareketin sırrın ı arı· yoruz. Bu s ı r, hiçbir kuvvetin yok edemediği sonsuz rahmetle beslenen ümittir. crHare­ ketı>, 1 9 79 Martında düşünsel yazılarla araş· tı rma •. incelemelere ağırl ı k veren, siyasal olaylarla sanat - edebiyat yazılarına ela sayfa ayı rıın aylık bir dergi olarak yeniden yayına girer ve bu döneminde de eski görüşleriyle inançlarına «sağlam bir mücadele zemini ha­ zırlamak> amacıyla çıktığ ı n ı açıklar. 1 939- 1 953 arasındaki yayın dönemlerin­ de K. Fikret Arık, Mehmet Kaplan, Cahil Okurer, Hasan Tanrıkut, Remzi Oğuz Arık, Oktay Aslanapa, Tarık Buğra, Ahmet Kabaklı, Hilmi Ziya Ülken, Gökhan Evliyaoğlu gibi yazarlara yer veren crHareket» te 1 966'dan sonra Mehmet Kaplan, Cahit Okurer, Ertug­ rul Karakoç, Cemil Meriç, Aclan Sayılgan, Ali Nihat Tarlan İ. Hami Denişmend, Orhan Okay, H. Hürsev Hatemi, Ayhan Songer, Melr met D. Doğan vb. yazd ılar. Harf



A!pay Kaba�alı İ nkılabı ( Dönü�ümü ) . Yazı, düşüncenin



Hitler döneminden bu yana, almanca bütün eserler !atin harfleriyle basılmaktaclır . Arap kökenli harflerin yerine !atin harf­ lerine dayanarak düzenlenen Türk abecesi, 1 kasım 1 928 tarihli ve 1 353 say ı l ı cTürk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında Ka nun:o ile kabul edilmiştir. Anayasa' mızı n 1 53 üncü maddesi uyarınca bu yasa «Devrim kanunları» arasında sayılmıştır. Acaba böyle bir harf değişimi yapılma. sına neden gerek görülmüştür, Çok yaygı n bir görüşe göre, Arap alfabesi mükemmel bir yazıdır. Ancak öğrenilmesi çok güç ve za­ man alıcıdır. Onun için eğitim işleri büyük ölçüde aksamıştır. İşte bu nedenle, Arap elifbası yerine, öğrenilmesi kolav fakat yeter­ siz, latin alfabesi alındı. Çünkü Cumhuriyet Hükümetleri, eğitimin kolaylaşmas ı n ı , oku. ma . yazma oranının artmas ı n ı istiyordu. Tutucular tarafınd.an, uzun yıllar yapı­ lan propaganda sonucu yayı;ıı nlaşmış bulu­ nan bu görüşün gerçeklerle ilgisi yok c!ene. cek kadar azd ı r. Çünkü bir ülkedeki okuma­ yazma oranı n ı n , o ülkede kullanılan alfabe­ nin kolaylığı veya zorluğu ile bağlantısı çok azdır. Okuma . yazma oranı, doğrudan doğ. ruya, yönetim biçimi, sosyo • ekonomik yapı ile ilgil idir. Örneğin, alfabesi bizimkine göre cok da·ha zor olan A.B.D. Sovyetler Birliği, japonya gibi ülkelerde ;kuma - yazma bil­ meyen bulunmadığı halde, çok kolay bir abe­ ceye sahip olan ülkemizde bu oran % 60 � do\ayı nc'adır. Yen i Türk abecesinin kabulünün temel gereğini Mustafa Kemal ( Atatürk ) , 8 ağus. tos 1 928 tarihinc!e Gülhane'de Sarayburnu gazinosunda h�lka verdiği söylevde şöyle 'be­ lirtmiştir: « Bizim ahenkli, zengin c!ilimiz veni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllar­ dan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak, anlaş ı lmayan ve anlayamadı­ ğımız işaretlerd�n kendimizi kurtarmak, bu­ nu anlamak zorundasınız.•



asli ses olabilirse de buna çok az rastlanır. Kökler, genellikle üç sessiz harften oluşur ( Sülasi ) . Dörc!üzlü ( rübai ) , beşizli ( humSsl ) kökler çok az sayıc'adır. Arapça dilinin ola· ğanüstü bir çekim gücü vardır. ( Tıpkı türk­ c;enin ekleme gUcü gibi . ) Bell i kurallara göre yapılan bu çekim sonunda, bir kökten türeyen sözcükler arasında kökün asli sesleri ( ses­ siz harfler) ve bu seslerin s ı rası hep aynı kal ı r. Örneğin, KEF - TE - BE sessiz harfle. rinden oluşan YAZMAK kökünden, önceden saptanmış kurallara göre yap ı lan çekim so­ nunda türetilen KATİB - MEKTUB - KİTAP · MEKTEB KETEBE KÜTÜB gibi sözcüklerde ( KTB ) sessiz harfleri görüldüğü g1bi s ı rası bD­ zulmadan yer almaktadır. Ama ( KTB ) kökü uğramaktadır. Oysa türkçede kök çeuğramadan, sözcükler içinde �ime hep aynı kalır. YAZMAK - YAZAR YAZIN YAZIM • YAZILI • YAZILAN YA· ZILMIŞ sözcüklerinde olduğu gibi. İşte semi· tik bir c\il olan arapça n ı n bu yapısı, onun alfabesini de etkilemiş, türkçenin gereksini. mine tam ters biçimde, gerektiğinden bol ses­ siz harflerden oluşan, buna karşın pek az sesli harfi bulunan bir alfabe olnşmuştur. Arap alfabesi 28 harften oluşur. Bunun içinde tek bir sesi! harf vardır. ( Elif ) . Ay­ rıca, vav, he, ye sessizleri de sesli görevini yaparlar. Oysa türkçenin sekiz tane sesli h�rfe gereksinimi vardır. ( A,e,ı,i.o,ö,u,ü, ) . 0,0,U, Ü sesli harflerine karş ı l ı k arap elifbası n ında tek bir sesli harf vardır. Buna karşın, türk· çenin bir tek ( Z ) harfine ge'reksinimi ol­ duğu halde arap elifbasında ( Z ) sesi veren dört tane harf vardır. ( Zehir eze» ile, zevk «zel> ile, vazife czı » ile, vaziyet «dat» ile yazıl ı r . ) Bunun gibi, ( H) sesi veren Uç ses· siz harf, ( S ) sesi veren . gene üç sessiz harf vardır. Ancak iyi arapça bilen bir kişi için bun­ lar noksanl ı k sayılmaz. Çünkü kökteki ·harf­ ler belirlenc'·iği zaman·, sesli harflere fazla g�rek duymadan sözcükleri okuyabilir. Fakat arapça bilmeyen bir kişi, eğer c;laha önceden kendine klişe biçiminde ezberletilmediyse ( mvrh ) harf harfi ağız, e lam> harfi bu­ run, eye» harfi çenedir. Hepsi bir araya ge­ \nae eALİ» otur. Ali, tanrın ı n suretidir. Kuş. kusuz, bu inanış, tanrın ı n işini görürken Demekki teme l gerek, yazı ile dil arasın­ Arap harfleri kutlandığı varsayımına dayan ı r. daki çatışma, ba;ka bir deyimle Arap elif. Buradan da Arap harflerinin kutsa\ olduğu bas ı n ı n Türk diline uymayışı, Türk clilinin sonucu çıkar. Bu sav, Arapların çok işine gelişmesini kösteklemesldlr. geldiğinc!en günümüzde de yinelenip dur· Arap elifbası n ı n Türk diline uymayışı­ maktadır. n ı n nedeni, tÜrkçe ile arapça arasındaki Kesinlikle söylenebilir ki. soyut olarak yapısal farkl ı l ı ktan kaynaklanmaktad ı r. kötülenecek veya yüceltilecek bir yazı yoktur. Türkçe, creklemeli» bir dildir. Yani kök, hep Bir yaz ı n ı n niteliği kullandığı dile göre de­ aynı kal ır. Bu köke, ekler, takı lar eklenir. ğişir. Çünkü her dilin kendine özgü özellik· Oysa arapçada çoğunlukla üç sessiz harften leri ve sesleri vardır. oluşan kök, belli ölçeklere göre çekilir. Bu Tarih boyunca yazı n ı n, kültür alışverişi­ yüzden arapça, örneğin al-manca Qibi «çekim­ nin ve kültür emperyalizminin bir aracı ola­ li» bir dildir .. Yapısal bakımından türkçe, Harfler, başta, ortada, sonda ayrı rak kullan ı ldığını da görüyoruz. Örneğin Hit· sesli harflere ( ünlülere · vokallere ) , arapça ayrı biçimlerde yazı l ı r. Bu durum, büyük ler, !atin harflerinin yaygınlığını dikkate ala­ sessiz harflere ( ünsüzlere · konsonantlara ) bir işaret kalabalıklığını gerekli kılar. rak alman dili için çok daha uvoun olan daya n ı r. Çünkü çekime uğrayan kökle_ı:in esas - Bir çok harflerin, biçimleri, gövde­ gotik harflerini uygulamadan kaldırmıştır. :ıeslerini sessiz harfler oluşturur. Unlüler, leri aynı olup noktalarla birbirinden ayrıl ı r-



538 HAR('! lar. Onun için yazıda bir noktanın unutul· ması büyük anlam değişikliklerine yol açar. «Gayıp» sözcüğünün c ayıp» olması gibi. -.,- Harflerin bazıları sonradan bitişrr.ez­ ler. Bu yüzden sözcükler . ortadan böl ünür. Siçim bütün l Üğ ü yitirilir. Örneğin « kampan­ ya» sözcüğü cKA - MPA - NYA» biçiminde parçalanarak yaz ı l ı r. - Bir yazıda okuma kolaylığı sağlayan



büyük harf · küçük harf gibi bel irleyiti öge­ ,ler yoktur. işte harf ink ı l ab ı n ı n yapılma·s ı n ın temel gereği budur. Bu gerek, özell ikle Tanzimat' tan kısa bir süre sonra kendini bütün şid­ detiyle duyurmaya başlamı ştır. Çünkü batı bilim ve teknoloj isinde kullanılan terimler



2. Yazı değişimi yapmak için içerde ve ra fiilleri ve isimleri tak ı lardan ayırmak için (-) bağlama şaroti kullanılacakt ı . Uygula­ mada büyük güçlükler doğurduğu için bun­



dışarda yeterli düş.ün ve deney birikimi ol· muştu, Tanzimatla birlikte Batı billm dün­ yası ile yüzyüze gelinince Arao el ifba s ı n ı n yetersizliği d a h a çok gün ışığına ç ı kmağa ve bir alfebe reformu gereği duyu l mağa baş­ ladı. 1 862 y ı l ında Mehmet Münif Paşa böyle bir öneriyle ortaya çıktı . Bu öneriyi, yurt i­ çinde ve d ı ş ında yaşayan diğer Osma n l ı ay­ dınları n ı n önerileri izledi. 1 908 Meşrutiyeti­ nin getirdiği düşün özgürlüoü içinde ko­ nu çeş itli yönlerden e n i konu tartı ş ı l d ı . Enver Paşa'da bir alfabe reformu çıereğini duyarak denilen ara­ l ı k l ı hafler sistemini ordudan başl ayarak uy­ gulamaya koydu. Buna göre bitisik olan Arap harfleri ayrı yazılacak ve araya ünlü ler ko­ nulacaktı. Ancak Birinci Dünya Savaşı bu tasarımı önledi. Zaten uygulam•va c'evam o­ lunsaydı, ba sarı l ı bir sonucu ulaşacağ ı n a ina­ nan yok gibiydi. Kurtuluş savaşı ndan sonra, a lfabe re­



«Huruf-u munfıısıla»



lar tasarıdan çıkarıldı . Daha bir çok düzelt­ meler yapıldı.



Atatürk, reforma karşı çıkacakların pusuda beklediğini bildiği için şu direktifi verdi : «En nihayet bir yıl, iki y ı l içinde bütün Türk topl umu yeni harfleri öğrenecekler­ dir.>



Uygulama daha h ızlı oldu. Yasa, 1 Ka­ s ı nı 1 928 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. 1 Ara l ı k 1 928 ta­ rih inde yürürlüğe girdi. Bir av sonra 1 ' Ocak 1 929 tarihinden başlayarak, ufa k te­ fek bazı ayrıklar dışında, yeni Türk ha rf­ leri kullanı lnıağa başlandı . Reform uygulanı rken hoşgörü s ı n ı rları aşı lmadı. Örneğin, öğretmenlere, memurla­ ra yeni yazıyı öğrenmeleri için belli bir sü­ re tanı ndı. Başarı gö:.teremeyeiılerin işine son verildi. Fakat yüzde doksa_nbeşi başarı gösterdi. ·Reformu tabana yaymak için «Millet Mektepleri» açıldı. İlk yıl 20.000' i n üze­ rinde derhane hiıımote a i rdi. Millet Mekteplerinden 8 yı lda 2.546 :05 1 kişi dip­ loma aldı. Sekiz · yı l l ı k bir uygulama sonun­ da yüzde on dolayında olan okur-yazar o­ ra n ı yüzde otuz dolaylarına yük;seltilc!i .



için Arap elifbası tüm yetersiz kalmıştır. Fakat bu temel gerek yan ı nda işin bir de poltik yan ı vardır. Türkiye Cumhu � iyeti Devleti kurulurken , Türk toplum unun Doğu uyga r l ı ğ ı ile ilişkilerini koparı-p Batı uyga rlı­ ğ ı içinde yedni alması amaç edinilmişti. Bu amaca ulaşman ı n yol ları ndan biri olarak Ba­ formu önerileri yinelendi. İzmir İ ktisat Kong­ tı uygarlığının ortak yazısı olan Latin alfa. resine böyle bir öneri yapıldı . Hüsevin Cahit besinin a l ı nması da düşünü l müştü. Atatürk, Yalçın ve Abdullah Cevrlet'in bu yoldaki ça­ Gülhane söylevinde: «Milletimiz yazısıyla, baları bilinmektedir. Atatürk'ün de gençliğin­ kafasıyla bütün uygarlık dünyasının yanın­ den beri yazı reformu yanl ı s ı olduğu, ancak da olduğunu gösterecektir.» d.e rken soru­ bunu gerçeklesti rmek için uvaıın zaman qel­ nun bu yönünü vurgul uyordu. Elimizde ya· nıesini beklediği çeşitli kaynaklarda belirtil­ z ı l ı belgeler bulunmamakla birli kte, h.er tür-. ı mektedir. IU o lası l ığ ı bir kurmay kafasıvla inceden in­ Dl' deneyimlere gelince, Türkçe ile. aynı ceye hesaplayan Atatürk'ün yazı reformuy­ dil a l iesind�n olan Macarca ve Fince, daha Yeni Türk Abecesi yürürlüğe konulur­ la, yeniden Os manlı düzeni aetirı;nek iste­ çok önceleri Latin harfleri ile yazı lmaya baş­ ken, Arap elifbas ı n a gerek gösterecek ko­ yen iç ve dış güçlerin elinden önemli bir lanmış ve bu konuda hiç bir güçl üğe uğra­ şullar da ortadan kald ı r ı ldı. 1 O Kası m 1 928'­ silahı almak istec'iğine de kuşkı,ı yoktur. n ı lmam ı ş t ı . c'e Meclis'e verilen bir önerge ile orta öğre­ 3 . Atatürk, vazı reformuna kesin ka­ timdeki Arapça ye Farsça derslerinin öğre­ Harflerin değiştirilmesi, dönüşümler içinde en zor olanıdı r. Türk harf inkılab ı n ı n rar verdikten sonra işe fırtına gibi girşti. timine son veri ldi. Böylece Arap elifbası, başarıya ulaşması, iç v e dış dinamiklerin 8 Aqustos 1 928 tari hli Giilhene sövlevinde­ geriye dönemiyecek biçimde, tarih içinde­ ki yerini aldı. çok iyi hesaplanması, zamanlamanın olağan­ ki şu tiimrevle devinim ini başl att ı : «Yeni Türk harflerini �abuk öğrenüstü biçi mde mükemmel yapı l ması ndan kay­ 4. Yeni Türk Abecesinin ussa l l ı ğ ı ve ko­ melirlir. Vatandasa, kadına, erkeğe hamala, laylığı, reformun başa r ı l ı olmasında çok bü­ -nakla n ı r : sandalcıya öğretiniz. Bunu vatan severlik ve yUk neden olmuştur. Çünkü, yazı bir amaç 1 . Arap e l ifbas ı türkçenin yapı s ı na ulusseverlik görevi biliniz. Bu görevi yapar� değil, okumak, öğrenmek, bilgi üretmek, hiç uymadığı ndan, yüzyıllar boyunca Türk ken düşününüz kl, bir u l usun� bir sosyal h�berleşmek içfn bir araçtır. Bu araç diİin halkı zorun l u kalmadıkça bu yazıyı öğren­ topluluğun yüzde onu okuma-yazma bilir, yap ı s ı n a uym a l ı , aynı zamanda öğren ilmes'i mek için fazla istek göstermemiştir, ( Kuran yüzde sekseni bilmez türünd�ndir; bundan kolay olriıaııdır. Türk . Abecesinin böyle oldu­ okuyabilmek, arap elifbas ı n ı ölirenmiş ol­ insan olJB/\



sının 20 ağustos 1 928 şöyle yanıtlıyordu:



tarihli n üshas ı nda



539



HAS «Eski harflerde elin bir



hiyet görmek



ğilseler,



kıymet ve ma­



i s teyenler a c ı nacak



mutlaka



azı l ı



cahil de­



m ürtecilerdir



( geri­



cilerdi r ) . Milletin ileri gitmek iste-..:e n ayağı­



n a ası rlardan beri kah sülüs, kah ta'lik ve rik'a



«Not:



rik'a,



vani, reyhani,



ta'li'k,



kOfi,



riyle yazı l a n



sülüs,



siyakat



yazı



nesih, di­



Arap harfle­



çeşi tleridi r . )



Resmin



dince yasak sayı l m a s ı , bu tür yazı sanatla­



r ı n ı n doğma s ı n a yol açm ı ş t ı r. ) şeklinde çen­



geller gibi tak ı l ı



de



kalan bu harflerin Mekke'­



icat olunmadı ğ ı n ı ilk



mektep çocukları



bile bilir.)



İkinci sav, Arap elifba s ı n ı n zor olma­ bu el ifba ile kısa



dığı,



s ü rede okuma-yaz­



öğrenilebileceğidir. Bu s av ı , reformcu



ma



Crımhuriyev



cephe ad ı n a , Yunus Nad i ,



l O Ağustos



zetesinin



1 928



tarihli



s ı n da şöyle kar� ı l ıyordu : «Arap hadleri ile



etmek



( okumayı



Ga­



n ü sha­



üç ayc:!a k ı ra t ı .ta l i m



öğrenmek ) iddiasında h o­



cal a r ı m ı z vardı r. Ya r ı m a s ı r ewel nisbetle u­ sulde çok büyük



olduğuna yukarki



terakkiler



şüphe yoktur.



iddian ı n



en



husule



Fakat



gelmiş



şahsen



biz



basit kelimelere mün­



hasır kalan bir muvaffakıyet c'erecesini geç­



memiş olduğunu görc:!ük . Çocuk belki üç ayl ı k



s ı k ı b i r talimden sonra «dere»yi v e adede,,.



Çünkü din, herşcydi, Arap elifbas ı n ı n masıyla birlikte dili mizi



sözcükler kaplamağa başiac:!ı.



kavramları ,



h a t ta bazı



Yüzyı l lardır a t ı l m ı ş, dan,



t ; r.



Türkçede



yerine aynı



İleri sürülen b u iki savın nerçekten cl rl­



diye a l ı nacak yanları yoktur. Fakat reforma .üçüncü sav va rdır dahi nın



ki



bu



tart ı ş ı lmaktadır. O



bizi geçmiş



sürülen



bir



sav, günüm üzde



da, Harf inkı labı'­



k ü l türümüzden



kopa rdığı



savıdır. Bu dı r.



sava



karşı



Bunlardan



iki soru



birincisi,



sorulmak ta-



bizim



Arap harfleriyle yaz ı l m ı ş



bir



kül tür



b i ri k i m imiz var m ı d ı r? Eğer varsa, bu kül­ tür birikimi ile bağı m ızı y"lni Türk Abecesi­ nin



kabulü m.ü koparm ı ş t ı r? Bilindiği



gibi,



gerek



Selçuklular,



rek Osman l ı la r döı:ıeminde



bir



kültür



ge­ iki­



liği vardı . Halk kültürü. sarav �kü l türü. Bu­



gün



kütüphanelerimizdeki



eski yazı



rin büyük k ı s m ı n ı oluşturan ve !:ıu



kültürünü yans.ı tan eserlerin



Türk halkıyla



hiç bir



Divan yazınıyla ilgili olduğu



çok



düşünür, araştı rmacı



leşmektedir.



c:odun»



dil lerde bile



ve



aldı lar. Türk



sonra



bulunmayan



yazarlar



b i r­



kullanı rken



Arap



elifbas ı n ı



tarihinin en tali hsiz olayların­



buc'.ur. Fakat



İslam



dinini kabul



için



olanaksızdı .



ettikten sonra, Arap elifba s ı n a karşı direnç göstermek,



o



dönemler



hem Arapça­



sözcüğünün türetildiği



iken,



bulun;ın sözcükler var



bu nları n karş ı l ı ğ ında Arapçadan « n a r, şenıs,



kamer,



leyi, nehar mh



sözcükleri Farsça­



dan « a teş, m ihr, mah, şeb, rOz. ab» sözcük­ leri a l ı n m ı ş t ı r .



rak çoğa l t ı lab i l i r. İ şte bu akıl sonunc'.a,



ola­



Bu örnekler bin lerce



Arapça



Fcrsça







a l m az tutum



Türkçe



karı ş ı­



rr? ı o l a n ve Osm a n l ı ca den ilen öyle b i r



dil



doğmuştur ki, bu dil özel o l a r a k öğrenilme­ diği ta kdi rde bu dille yazı l m ı ş ve kül türümüz »



denilen



bin lerce



«geçmiş



kitabı



oku­



bir ortam hazırla­



d ı mc ı



olmuşsa,



tutsak



yeni



Çünkü



ve



yerlerine



kul l a n ı l m as ı n ı



yar­



d.a bunlarrn



yazımız



ç ı k a r ı l m as ı n ı



sözcükler



Farsça



etmesine



Türkçe



teşvik



etmiştir.



Türk Abc:esiyle Türkçe bir sözcüğü



yazıp okumak ne



kadar kolaysa,



yabancı



kökenli, özellikle Arapça ve Farsça bir söz­



cüğü yazmak o kadar zordur, Zira Arap elif­ bası geleneksel yaz ı n türüne bağ l ı d ı r.



sözcüğün okunuşu ,biçimi



değişmez.



c'eğişeb i l i r ,



Oysa



fakat



Yani



yazım



Türk Abecesi sescil



yazım türüne bağl ı d ı r. Bir sözcüğün Abecesiyle doğru önce



onun



doğru



Yabancı olarak,



okunabil mesine



köken l i



sözcükleri,



Türk



lıerşeyden



bağ l ı d ı r .



bir



Türk



doğru okuma şansımız çok zay ı ft ı r.



Ebüzziya, Yeni Osmanlılar Tarihi'­



( Ziyad



nin



yazılabilmesi,



l l l 'üncü cildi nc'e,



t ı nc ı s ı olan



bas ı l m ı ş yap ı tlarda



zı l m ı ş



Hicri-Dini



ayların al­



«Cemaziyel-ah ı r ı> ı n yeni yazıyla



oı'duğunu



tam a l t m ı şbir türlü ya­



sapta m ı ş t ı r .



S.



542-543.)



Türk Abecesi, ileri sürüldüğü gibi, geç­



yup a n l a m a olanıığı yoktur. Şu ha lde, bizim



miş kültürümüzle bağ ı m ı z ı koparma m ı ş, tam



zı sor u n u değil, bir « d i l » sorunudur.



lorumuzla,



geçmiş



k ü l t ü ,ümüzle olıın



baq ı m ı z , bir ya­



( Oy­



sa, örneğin İ ngiliz ve Fransızlar için bu bir



sorunudur. Çiinkü, ör­



neğin dörtyüz y ı l önce k ü l tü r ve bilim dili



İngil izce



ve



İngilizce



Frünsızca



ve Frans ızca



ile



arasında



fazfa



fark



yoktur. ) Şu h a lde yazı reformu yapmak, bi­



zim geçmiş kül türümüz denen şeyle bağ ı m ı­



z ı n kopmas ı n : n tek nedeni deği.jd ir. Eğer ya­ reformu yap ı l masaydı, Osma.n l ı . clili o­







kullarım ızda



özel



olarak öğretilmedi::Ji



sü­



rece, geçmiş kü\türümüzle olan bağı m ı z ge­ ne kopacak t ı . Yazı



reformu yap ı ldı ktan sonra,



onu



tersine geçmiş kültürümüzle, öze l l ikle folk­ h a l k edebiya t ı m ızla,



sosyo-ekonomik yap ı m ızla



görülmü,tür. Bunların başında Türkçe­



nin



bir yaz ı m a



Arap



e l ifbas ı



( imlaya )



kullan ı ld ı ğ ı



kavuşması



bin



gelir.



y ı l l ı k s ü reç­



te Ti,irkçenin hiç bir zaman b i r yazımı ol­



mam ı ş t ı r. Hatta bu konunun üzerinde



çok



durulduğu ve oransal olarak yaz ı m ı n sü rek· ! i liğe _kavuştuğu ondokuzuncu



da bile.



Örneğin



yüzy ı l sonun­



şu b a s i t dört harflik « karaı>



sözcüğü, üç .. türlü yazı l ı rdı . ( l .



LİF, 2. KAF-ELİF-RE-ELİ F 3 . « Köprü»



sözc"ğünün d e ü ç



KAF-RE E­



KAF-RE-HE ) .



türlü



yaz ı m ı



vard ı . Kuşkusuz b u kusur Arap elifba s ı n ı n e l ifbanın



olanak vermekted·ir.



yapısı



da



Türk abecesinin



buna



yazıl­



d ı ğ ı gibi okunm a s ı , bir çok topl u m l a r ı n gıp­ t



denilmek suretiyle çıkardığı cebelic!en öt:.irü toprak



öncelikle Devletin gelirleri için ayr ı l m ı ş bu­ bulunan



Padişah hasları Beylerbeyi,



(Yaz ı mı-say .m )



göre



var



olan



övqüve deCier bulunurlard ı . Saray ileri gelen­ leriyle



Padisa h ı n



ki subay ve diqer görevl ilerinin yükselebil­ ilerliyebilmeleri bciylecene



ocağın



ve sanyın tabanından yeti şerek gelen k�d­ ro'ya yer temini amacıyla s ı rası çıelen in, gere­



kenin «sancağa çıkma» yönetimine oöre gö­ revlendirildikleri bilinmektedir. Bu yönteme



göre « tasraya



ki timarlarc!an bazı örnekler



çıkan » çıörevl iler önem



sı­



ralarına



göre belirli



Yeniceri



aqalarına 500 bin, Emir-i alemlere



deqerlerdeki



hasla rın ! yönetimini Üzerlerine a l ı rl�rd ı . Bu taktirc"l,



vererek bun­



lar hakkında genel olarak fikir edinr.ıek müm­ kündür. Defter-i



kadastro



hakani ( Bu günkü



topu



arazi



karş ı l ığı nda olmak üzere,



kayıtlarıyla ilgili c'efterlerin saklandığı yer) Müezzinzade Ali



defterdarı



Avni efendinin



1 609 miladi tarihi nce kayıt



hicri



1018



defterlerinden yararlanarak



«Kitab-ı Teşrifat»



kaleme



aldığı



isimli eseri bu konuda ö­



nem taşımaktaclı r. Osmanlı Devletinde XVl l .



yüzyı lda otuz iki bulunmaktayd ı . Bunlardan



yirmi üç tanesi has, dokuz adeti ise salyane­ l iyc'i



( y ı l l ı k gelire bağlanm ı ş ) .



Eyaletlerde



bu!unan hasların geliri üçe ayr ı l ırdı . 1 - Padişaha,



2



-



Sadrazam başta olmak üzere Dev­



letin önde gelen yöneticilerine,



3



-



K ı l ı ç sahiplerine



( askeri s ı n ı fa )



verilirdi.



merkezi ordusunun Yeni­



çeri ve Sipahi hölüklerinin yüksek r'.üzeyde­ meleri,



dan birliğini koruyam ıyarak güçlü ve soylu



bir s ı n ı f oluştura m a m ı ş t ı r. Has durumunda­



cak beylerine aitti.



Salyaneli



eyaletlerin geliri



devlet hazinesine



girerdi.



xvı ı.



doğrudan yüzyıldaki



bazı eyaletlerin akçe olarak has geliri, şekilc!eydi. Rumeli eyaleti has geliri 1



şu



mi l­



1 00 bin akçe, Anadolu eyaleti has ge­



von



liri 1 milyon 600 bin akçe, Karaman eyale­ ti has geliri 660 bin akçe, Budin eyaleti 880



bin a kçe, Kıbrıs eya let has geliri 600 bin ak­



çe ve Diyarbakır 1 milyon 200 bin akçe has



gelirine sahip bulunmaktaydı. Klasik Osman­



lı toprak düzeninin



kurulmasında



Kanuni



Sultan Süleyman ' ı n büyük payı varc',ı r. Na­



1 2701 köy, 78 kasaba, 76 ke n t ve 1 969 450 bin, Kapıcıbaş ı , Emir-i ahur, Çeşniqir­ s ı l ki, Fatih döneminde Devletin yönetim yön­ 1 9 kent, 9 kasaba, 6 1 5 köy ve bası gibi saray ağalarına 350-400 bin, Padi­ tem Kanuna me-i a l i Osman la belirlenmişse, ö­ 580 cemaa"in bu eyaletdeki Padişah hasına s � h ı n merkez ordusunda görev alan sil ah­ zellikle toprakla ilgili yasalarda Kanuninin cemaat'dan



bağlı olc!uğu saptanmaktadır. Padişah, şehza­ de,



sultan ve vezi rlerin



hasları serbest ti­



. m a r olarak nitlendiril mekteydi. Bu



tür ayrı­



calığı olan haslarda rüsôm-ı serbestiye adı a l t ı nda has dahili n,..eki reayadan, al ınan ver­ giler do(jrudan dirlik mekteydi. Bunun larak nitelendrilen



sahibinin eline



d ı ş ı nda has



l ı ğ ı nda kalmıs bulunan



serbest



geç­



timar



sahiplerinin







ayrıca­



c!iğer öneriıli vergi



türleri de şunla rc!ı r: Suçluların ör'emek zo­ runda oldukları ceririıe suç'un türüne



suçlunun mali durumuna göre a l ı n ı rch .



ve



Ce­



rime ya da kan l ı k vergileri yoluyla ehl-i örf



den ileri has sahipleri çok zengin bir cıelir kay­



tar, UIOfeci, Sioahi-oalanı



ağa larına da



gibi



bölüklerin



gelirli



200-300 bin akçelik



has' lar veri l irdi. adamlarına veya işe yarar



ooullarına



verilecek rlirlikler için belirl i kuralllar sap­ tan m ı ş t ı . Örneğin has



sahibi bir Beylerbeyi­



n i n ölümünde bir oğlu kalmışsa



40



bin,



iki veya ü ç oğlu k a l m ı şsa 20-25 bin akçelik timarlar her birine



görülmektedir ki,



lan



has'lar timar



l u s turan yerli



koyuculuğu n i teliğinden ötürü



Sultan



Büyük timar sahiplerinin ölümünden ö­ türü



yas?



dönr ı•nde yürürlüğe konul muştur.



veri l i rdi. Buradan



büyük timar bölü m ü



da







kadroliı r ı n ı r'ı ta!;>a n ı n ı o­



sipa'hi s ı nıfın ı n eline geçme­



m�kte, devşirmelikten gelme kapıkulları ( o­



Süleyman k ı rk sekiz y ı l l ı k



süresi



içinde



timar



miktar



onun



Kanuni saltanat



dan ı şmanla rıyla yaptığı



ça-



1 ışmalar sonucunda eyaletlerdeki ha,Ş_, zeamet,



cebalü



adeti



belirlenerek



çı karacakları



saptanarak c!efterlere qeçiril­



miştir. Her bir toprak biriminin o"liri



ya­



p ı l a n yazımlarla sağlam esaslara bağlanmış­ t ı r. Has sahiplerinin buralardan cıelen qelirle­



rini ne şekilde nuni Sultan



kul landıkları hakkında



Ka­



Süleyman' ı n vezirlerinden Lütfi



paşan ı n kaleme aldığı



«Asafname»



isimli



nağın a sahip ciriıaktayd ı l a r. Bununla beraber



cak ve saray) mensupla r ı n ı n tekelinde



ne ç ı karmak zorundaydılar.



hizmet v e yetenekleri ölçüsünde vükselme o­



m i lyon ) akçelik haslarım olduljunc!an, on yü­ ·kü c'.a irem giderlerine yetip, bes vükünü sa­



adı



ocak ( merkezdeki yeniçeri ve sipahi ocağ ı )



d ı » diye bir y ı l l ı k gelir ve giderinin dökü­



tahsil etme yetkisi de has sahibinindi. Oy­



yöntem yüzünden iktidar n i metlerinc'en özel­



serbest has sahibi olanlar suçluları kadı önü­ Kadı



muhake­



melerinin kararını aldıktan sonra suçluların



cezal a r ı n ı



uygulama yetkisiyle birlikte



geçen para cezal a r ı n ı da kendi



hesaplarına



saki serbest olmayan timar de­



miştir. Paşmaklık olarak adlandı rı lan bir tür has'da Valde sultan başta olmak üzere Padi­ şah kaı ı ları sultanlara, kızlarına ölünceye değin gelirini k u l l anmak üzere ve rilirdi. Ti­ mar sisteminin 1 B.48 y ı l ı nda kald ı r ı l ması ü­ zerine ta rihe karıştı. 1 856 ıslahat fermanı-



su­



Daşlad ı .



Süreyya Şairgil



( XV J I . yy. Osmanlı Dö­ Bağdat ve Revan Köşkleri'nin



Mimar



nemi mimarı )



( 1 638 ) m i m a r ı d ı r.



HASAN Fehmi ( - ? /



İstanb· 1 - 1 909 ) . Yazar,



gazeteci. Yüksek öğrenimini



Mülkiye Mek­



tebinde tamcmlad.ı. P dizelerinde çıörüldüğü gibi hükümdarlara bile kulluğu reddettiğini açıklamaktan çekinmemiştir. Bu kişiliğinden ötürü hakkıncla jurnallar düzenlenmiş, yaşa­ mını Vardar Yenicesi'nde yoksulluk içinde geçirmiştir. Döneminin toplumsal sınıflarını, adet ve geleneklerini, eğil i mlerinin yansıttığı ş i i rl e r i nde buluşları içten ve özgün, edası kendi gibi erkekçe ve rindçedir. Necati ka­ dar kişiliği Ahi kadar özgünlü�� olduğu ka­ bul edilir. Hayrettin Fasikül



mimar ( ?- / İstanbul 1 S / Forma



35



- 1 5 1 2 ) . Os·



manlı dönemi mimarı. İ kinci Beyazıd döne­ minin ünlü baş mimarı. Mim ar Murat ' ın o§­ lu olduğu söyleniyor. Mimar Hayrettin ol­ masaydı Sinan olamazdı denebilir. Mimar Hayrettin, klasik biçimi getiren yeni mimar. l ! §ın öncüsüdür. Bursa, Edirne, Amasya ve İs· tanbul'da cam i ler, medreceler, aşevleri, han­ lar hamamlar, çeşmeler yaptı, Edirne, Os· mancık, Geyve ve Saruhan'd.a köprüler yaptı, İ st;ınbul'daki yapıtı Beyazıd camii ( 1 50 1 1 506 ) Bursa v e Edirne camilerinden ayrı, o çağa dek bilinmeyen bir biçim. uyum göste­ rir. İ l k kez mukarnaslı sütun başlığını o kul­ lanmıştır. Sütunların gövde!erinde uzunlukla kalınlık arasında oran . aramıştır. Mimarlı kta ilkeler geliştirmiştir. Özellikle Edirne'deki i l . Beyazid Külliyesi günümüzde de önemini koruyan, üstün bir sanat yapıtıdır. Bu kül­ liyedeki yapılardan biri olan Bimarhana ( ka­ ra sevdal ıların müzikle, su sesiyle, çiçekler ;eyrettirilerek sağlı klaştırı lması için ) ça­ !l ı mızda bile öykünülmüş ( İstanbul Atatürk 1'itap l ığı ) , iç-dış oylum uyuşurluguyla, iş. !evin getirdiği kusursuz biçimiyle, en önemli ekin ( kü l t ü r ) değerlerimizden biridir. Cengiz Bektaş



Hazine-i Evrak ( Devlet Arşivi ) . Osmanl ı Devlet belge İle defterlerinin saklandığı ku­ ruluş. Osmanlı Devletinin resmi yazışma ve kayı tlarının düzenl i olarak tutulduğu, Divan-ı h ümayunun çal ıştığı zamanlar mühürlü olan DefterhanQniı:ı açılara k ilgili belgeler üzerinde çal ışıldıktan sonra görevlilerin gözetiminde yerine konulduğu bilinmektedir. Sefer zama­ nı bile Divan toplantı ları sürdüğünden üze­ rinde çal ışı lacak bel�lerde ordu ile beraber getirilirdi. Hazine-i Evrakla ilçıili olarak eli­ mizde bulunan en eski ferman Abdülhamit 1 . dönemine aittir ( 1 784 ) . B u ferman resmi belgelerin saklanması ve üzerinde yapılacak diğer işler;ıler hakkında izlen ece k yöntemi bnlirlemektedir. Hazine-i Evrak önceleri Top­ kapı sarayı içinde iken Osman Devletinin son dönemlerine doğru ilgisizlikten İstanbul Atmeydanında ( Saray-ı ati k ) elenilen mah­ zenle, Bab-ı ali civarındaki (Tomrl!k ) idare­ .tinde gelişi g Ü�l bir şekilde saklanma ktaydı. 1 ?46 yılında Sadarete getirilen Mustafa Re­ şit paşa öze l l ikle . İngiltere'deki Devlet Arşivini IPııblic Re�ord Öffice ) ö rne k tu ta_rak ye�' bir düzenlemeye gidilmesini . saqladı. Devlet belgelerinin düzgün bir şekilde bir arada bulunmasını temin edecek bir arşiv binası 19ereksinmesini gidermek amacıyla İtalyaf\ mimar Fossati'ye bina inşa e tt i rdi . Dağınık durumdaki belge ve defterler buraya taşına­ rak tasnif, depolama işlemlerine ge�i ldi. Dev­ let, kurum ve kişilerin hukuklarının korun-



masında önem taşıyan Hazine-i Evrak kuru­ munun başına Sadaret Mektupcusl! Mu-lısin efendi getirildi. Ali, Said ve Hüseyin Hilmi ....şaların döneminde aynı ilgiyi (JOrt=q ne-i evrak, H�zine-i Evrak Nazareti duru­ muna getirildi. Ayrıca Cevad paş_a, bu konuda ek binalar yaptırarak tasnif ve dosyalama metocllarının rasyonel duruma gelmesi içiP gayret sarf etmiştir. Cumhuriyet dönemin­ de çeşitli evrelerden g.;çen Arşiv kurumu Başbakanl ı k Arşiv Genel Müdürlüğü adı al­ tında görevini sürdürmektedir. ( S.Ş. ) naLo­



Hazine-! Hassa Padi şa h ın giderlerinin kar· ş ılandığı h azineye verilen ad. Osmanlı Dev­ let in in mali örgütünde özel bir yeri ola n iç hazin e'ye xv ı ı ı . yüzyıl ortalarından iti­ baren bu ad verilmiştir. Hazirıe Padişah'ın .:izel malıdır. Devlet hazinesinde darlık ol· duğu zaman yardım alınır, sonra borç ola­ rak verile ı para yerine konurdu. Abdülhamid i l . döneminde, mahlül arazi ( boş devlet top­ rakları ) , çiftlfkler, değerli madenler, Padişah adına tapuya işlenmek suretiyle Padişahın haksız yere ;ok büyük gelirlere sahip olma­ s ı na yol açıldı. 1 908 ikinci meş ru t iyetinden sonra, bu sömürüye son verilerek haksız ka­ zançlar maliye hazinesine geri verildi. Bun­ clan sonra Padişahlara giderlerini karşılaya­ cak bell i bir ödenek verilmeğe başlandı. Ha­ zine-i Hassa'nın başında Padişahın güvenini kazanmış bir nazır bulunurdu. Hazine-i Has­ sa Nazırı tüm saray giderlerini karşılar ve görevlilerin ücretlerini öderdi. Hazine-i Hassa Nezaretinde çal ışan başlı­ ca görevliler şunlardır. 1 - Hazine ket­ hüdası İç içe üç odada bulunan hazinenin korunmasından sorumluydu. H azin eye gi ren çıkan demirbaş eşyanın envanterini tutardı. 2 - Hazinedar başı : Hazine için gerekli hil'at, kürk ve k ı rtasiyenin satın alımı ile uğraşırdı. 3 - Hassa oda .başı : Hazinenin korunmasından sorumlu ikinci kişi durumun· daydı . (S.Ş . ) Haziran Hareketi Davası. 1 2 Mart döneminde, gizl i örgüt kurdukları sav ı ile, Mihri Bel­ li, Şevki Akşit, Rasih Nuri İleri, Süleyman Üstün, Yılmaz Elmas v.b,. hakkında açı lan dava. Soruşturmayı yürütenlerin öne sür­ düklerine göre örgüt, devrimci işçi komite­ ·si, devrimci gen çl ik ve öğretmen komiteleinden oluşmaktadır. Merkez yürütme ku­ r ul u üyesi oldukları s av ı ile arananlardan Mihri Belli, Şevki Akşit ya�alanamamış, Rasih Nuri İ l eri ile Türkiye Öğr_etmenler Sendikası ( TÖS ) İs.tanbul sekreteri Yılmaz



546 HEPBlR Elmas yasa dışı baskılara uğramalarına kar­ şın yüklenmek istenen suçu kabul etmemiş­ lerdir. Bu nedenle işçi ve öğretmen kesimin­ den tutuklanma olmamış, sadece qençli k kol­ larını oluşturdukları savı ile varııılananlar hüküm giymişlerdir. Soruşturmada sözü e­ dilen yayınlar arasında duruşmalarda üzerin­ de durulan Mihri Belli'nin «Devrimci Ha­ reketimizin Eleştiri.si» yazısı il@ «Haziran» adlı dergidir.



Ali Varda!, Kadir Kı lıç, Bahattin Yücel, Şefik Çal ık, Cüneyt Al tunç, Remzi Coşkun, İbrahim Yücel, Selahattin Ta­ n ı şlar, Ömer Yükısel, Mikail Kayam, Şeref Yalçın, Çağatay Yaylalı, Fa tm,;ı Oğuz, Ab­ dullah Tozan, :işçi Kadir Kıl ıç, Kazım I ­ ş ı k, Muzaffer Dizmen, Koçal i B_ıçakçı, Suat Kurtuldu. Ve « topluma kazandırmak» ge­ rekçesi ile dava dışı bırakı lcl@ belirtilen yüzden fazla sanık ki, bunlar amme şahidi olarak dinletilmiş, yalancı şahitlikten tef­ Bu dava bir bakıma Ankara'daki «Ay. kif talebi karşısında bile hepsi saru;kJar ley­ dırılılc Sosyal.ist Dergi» davası n ı n bir uzan­ hine ifade vermişlerdir. İddianame,de ve fez­ tısıdır. Ve Demokratik Devrim Derneği, Dev­ lekede çok sözü edilen Akın Cı takoğ\u ise rimci İşçi Birliği ve 1 2 Mart sıralarında davaya dahil edilmemiştir. kurulması kararlaştırı lan legal partinin de­ vamı olarak görülmektedir. Bu partinin ku­ Kararda Rasih Nuri İ leri beraat etmiş, rulu,u için Ankara'da Ekim 1 970'de topla­ 1 4 1 /S'c!en yargılananların daya\arı afdan nan kurul tayda bölünme olmuş, Dev-Genç düşmüş, Gençlik Komitesi yön�ic}leri Erkut grubu ( Mahir Çayan ve arkadaşları ) az son. Selçuk, Şü'krü Ceyhan, Süleyman Onen, Mu­ r;; ayrı bir fraksiyon teşkil etmişler, Dr. ra t Ceyişakar, Enver Avcı 1 4 1 / l 'den B'er Hikmet Kıvılcımlı grubtı de Kurultaydan az yıla mahkOm olmuşlar, cezaları af kapsamı­ önce «Devrim Zortlamasuı kitabının yayın­ na girmiştir. lanması ile ayrıl m ı ş, geriye kalanlar ııTürki. HEPBİR Ziya ( İstanbul - 1 924 ) . Petrol - İş ye Solu» Dergisini ve dergiye ek oJarak bir Sendikası Genel Başkanı, Türk - İş 1 . Bö\ga «program tas l ağı :o yayı nlamışlardır. Dava Temsilcisi olan Hepbir, 1 930 da iş�il iğe baş­ sı rasında Ali Kayahan'ı n işkencede öldürül­ ladı. Kumkapı'da ( İstanbu l ) pres fabrika­ düğü idia edilmişse de Mahkeme bu yönde sı nda, Ankaracla askerlik yaparken Hava tahkikatı derinleştirmeyi reddetmiştir. Hazi­ Kuvvetleri Kumandanının sonra da eski Mil­ ran Hareketi Dava s ı n ı n ilginç vanı, 1 2 Mart li Eğitim Bakanlarından Cemal Hüsnü Ta­ döneminde açılan davalar arasınçla !;>ütün sa­ ray'ı n özel şöför\üğünü yapan Hepbir, Sokoni n ı kla'rın ilk tahkikat ifadelerini kabul etme­ Vakum firmasında ( 1 948 ), tanker şöförü ola­ yerek mahkemede örgütü tümden reddetme­ rak yaşa m ı n ı sürdürdü_ 1 950'de Motorlu leri, gizli yayınların ise bir kişi tarafından Taş ı t İşçileri Sendikası'na üye oldu, ancak kendisine yüklenilmesidir, oysa 1 2 Mart dö­ petrol şirketlerinde çalışan şöförlerin sorun­ neminin bütün örgütlerin davalarında, dava­ ların ı n ayrı oluşundan yararlanarak Beykoz da örgüt kabul edilmiş ve savu_nma bu yön­ Akarya k ı t İşçileri Sendikası'na girdi, 1 952 de yapılmışt ı r. Dava n ı n ilginç bir yönü de Kongresinde başkan seçilince Sendikanın ls­ Kon tr-Geri l \ a örgütünün varl ıijının 'maddi tanbul ölçüsünde örgütlenebilmesi için Bey­ kan ı tı verildiği ve bu yönce tahkikatın de­ koz sendikasının adı İstanbul Akaryakıt İş­ rinleştiri lmesi istendiği halde mahkemenin çileri Sendikasına dönüştü ve merkezi Orta­ bundan kaçınmasıdır. Tutuklanma tarihi köy ( İstanbu l ) oldu. Kısa sürede kendini ile 1 'inci şubeye giriş arasında bazı sanı k­ kabul ettiren Ziya Hapbir, İ stanbul İşçi Sen­ i arda 26 günlük bir süre bulunması ve ifa­ dikaları Birliği Yönetim Kuruluna seçildi, de tarihinden sonra Rasih Nuri İ leri'nin Em­ veznedarl ık yaptı. Sendikanın gelişmesi üze­ niyete götürülmesi yolundaki isteqi reddedil­ rine Akaryakıt İşçi l eri Sendikası'nı Petrol - İş miştir. (Türkiye Petrol İşçileri Sendikası )'na dönüş­ Haziran Haraketi Davası ndan yargılanan­ türdü ( 1 957 ) . Sendikanın güçlenmesi üzeri­ lar şunlard ı r : Mihri Belli ( firari ) , Rasih ne İskenderun ve Kocaelinde aynı amacı Nuri İ leri, Mustafa İlker Gürkan (.firari ) . güden kuruluşların Petrol - İş'e katı lmas ı n ı Şevki Akşit ( firari ) . Erkut Selçuk, Yı lmaz gerçekleştirdi. 1 956'da sendikadan başkanlık Elmas, Sü leyman Üstün, Şükrü Ceyhan, ücreti almaya başladı. Petrol - İş'in yurd sendikalarıyla bu arada Süleyman Önen, Murat Ceııişakar, Ziya Ül­ dışı ndaki işkolu genciler, Enver Avcı, Baktemur Bıçakçı, Uluslararası Petrol İşçileri Federasyonu ile . Hasan Kıyafet,- Yaşar Uzunlar ( firari ) , Kay­ ilişki kurdu, bu örgütün 2. Genel Kurulu'­ han Edip Sakarya ( tefrik edileli ) , Bekir Yıl­ nun yap ı ldığı Roma'da ( 1 957) Türkiye Petrol d ı r ı m, Fuat Çakmak, Ethem Oğan, Şadu­ İşçilerini temsil etti. Böylece Türkiye'de i l k man Taşl ı , Hakkı Yükselen, Selahattin Türk­ kez bir sendika ülke dışında kardeş sendika. cıkay ( firari ) . Aykut Selçuk, Rıdvan Akde­ \arla ilişki kuruyor, 1 960 Şubat ayında da niz, Ayşan Gündüz, Ayşe Edincik, Faruk Petrol - İş' in 1 IJuslararası petrol İ şçileri Fe­ Ağca, Ömer Üigenci, Erdoğan Çolak, Mehmet clerasyonu'na ( İ .F.P.C.W) üyeliği Bakanlar Gök, Osman Çal ı şkan, Sel ahattin Atasever, Kurulunca cnaylanıyordu. İlk kez bir TürkiMustafa Üstüntaş,



ye



sendikası akanlar Kurulu kararıyla ulus­ l ararası iHşkileı i yasal olarak sürdürüyordu. Bir a ra bu örgütün Başkanveklliğine de se­ çildi. Hepbir Türkiye'de yapılan sendikacı­ l ı k e�itim seminerlerine ve Amerika'da 4 ay İngil izce öğretim kursuna İFPCW'nin iste­ ğiyle kat ı ldı, Sonra bir ay Amerikan sendika­ c ı l ı ğ ı nı inceledi. Bu örgüt adına Singapur, Japonya temsilcisi olarak incelemeler yaptı, Pakistan ve İsrail'e gönderildi. Hepbir, 1 961 'de kurulan TİP' in Çalı­ şanlar Partisi'ne dönüşmesi ve kendini fes. hetmesl için Türk - İş Başkanı Seyfi De­ mirsoy'un başlattığı parti kurma_ çalışmaları­ nada katı ldı . Heyecan l ı konuşması, özverili çal ı �masıyla dikka ti çeken Hepbir bir süre Türk - İş 1. Bölge Temsilciliği yaptı, sonra Sosyal Demokrat İşçi Sendikaları Konfede­ rasyonu'nun kuruluş hazı rlığına katıldı. Hepbir'in Genel Başkan olarak Türk - İş' in kararına karşın Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası'nda Kristal - İş Sendikası'nın sür­ dürdüğü grevi desteklediği için Türk - İş Onur Kurulu kararıyla 15 ay süre i l e se ndi ka.sının TOrk - İş' ten geçici olarak çıkarılma­ sı sonucu .veren atı lı mlar da yaptı. Petrol - İş' in X l l . Dönem Genel Kurulu'na ( 1 966 1 968 ) sunulan Rapor'da Hepbir'in de ka­ tıldığı görüşle� şunlardı : ­



«Türkiye için tek çıkar yol; ekonomik ve sosyal bakımdan tam bağımsız bir devlet durumuna gelebilmesidir. Yani en kısa yol­ dan hızla kalkınmaktır. Türk milleti tarih boyunca s ı k s ık karşı laştığı istibdat ve zu­ lüm tehlikelerine, şiddetle karşı koymuş ve mutlaka hürriyeti arayıp bulmustur. Yani hız­ lı kal kınma için, bazı çevrelerin tavsiye eder göründüğü sağ veya sol bir diktatörlük Türk toprakları Üzerinde hiç bir zaman vOcut bula­ mayacak, kazara bulsa bile en kısa zamanda yok edilmeye mahkum olacaktır. O halde Türkiye'miz ekonomik ba�ım­ sızlık için ş iddetle muhtaç olduğu hızlı kalkınmasın ı , mutlaka hürriyet ve demok­ rasi içeri'sinde sağlamak durumundadır. Bu da mevcut Anayasa düz.enimizi en iyi şekilde işler hale getirmek ve korumak demektir. Hür sendikacı l ık, demokrasinin vazge­ çilmez müessesesidir. Başka bir deyimle, hür sendikalar Arıayasa rejiminin en güvenilir teminatıd,ır. Rej imin başarısı, kısa devrede­ ki menfaatleri uğruna yok etmeye çabala­ yanlar ve i kinci sendikalar kurarak kuvveti parçalamak suretiyle sendikal başa � ıya set çekmeye yol açanlar, rej i m içLn en büyük tehlikedir. Mevcut ve gelecek bütün hükü­ metlerin, eğer gerçekten hürriyet ve demok­ rasiden yanaysalar, güçlü sendikaları yaratma ve yaşatma gayretinde olmaları gerekmek­ tedir.» Hepbir, Batı modeli bir sendikal demek-



547



HEYET - İ çok Türk - İş'in sendikac ı l ığa ege. bıal ice kabul edi l mişti. 1 875 hareketi de te­ da Erzurum'da Vilayat-ı Şarkiye, Müdafaa-i men liğini savunma kta ve sola kapalı bir an­ mel olarak Hersek halkının özerk bir yöne­ Hukuk Cemiyetinin, «Müdafaa-i Hukuk-u time kavuşmasını sağlayacak olan istekleri layış çizgisinde bulunmaktadır. M i l l iye» adıyla bir şubesi açı ldı ( 1 O Mart Kemal Sülker taşımaktaydı. 1 9 1 9 ) . Bu şube, kendi alanı içinde güçlü Avusturva. Almanya ve Rusya, Osma n l ı HEPER Bııytullah ( Eskişehir - 1 92 7 ) . Kari­ sadrazamı Mahmut Nedim Paşan ı n başkal­ bir örgüt meydana getirdiği ,gibi, bu ör­ gütü ve ulusal savunma bil incini komşu i l le­ katürcü. İ l k ve orta öğrenimini Eskişehir'de d ı rmayı bastırmasına fırsat vermeden duru­ re yaymaya çalıştı. Bunlardan başka ilk yaptı. İ lk yapı tları l 947'c!e yayı mlanmağa ma rr.üdahale ettiler. Bir yandan c!a bu dev­ kongresini yaparak silahlı bir savunma ör­ başladı. «Dolmuş», «Tef», «Hayat», «Ak­ letlerin ·isteğ:ıle Karadağ ve Sı rbistan' ı n baş­ gütünün esasl arını saptadı ve her ne suretle baba», «Resimli Hikayeler», «Hafta», «20. kaldıran Hersek halkına araç - gereç ve si­ olursa olsun orduyla işbirliği yapı lmas ı n ı n Asır», « Yelpa:ı;e», « Yeditepe» dergilerinde la hla yıırdımlarda bulunması Babı61i'yi kay­ 3ğ! anmasını karar altına a l d ı . Kongrenin karikatürler çizdi. Sergi ve yarışmalara ka­ gılandırıyordu. Bu nedenlerle hükümet, 1 2 gördüğü en önemli iş, bütün Doğu illarinin t ı l an sanatç ı n ı n yapıtları, karma albümlerde aralık 1 875'te, Hersek halkı tarafından ileri katıl masiyle Erzurum'da bir Kongren in top­ yer aldı. sürülen taleplerin yerine getirileceğini öngö­ /anması düşüncesini ortaya atm;ısı oldu ( 1 7 Hergün İstanbul'da yay ı mlanan günlük gaze­ ren o:Ferman-ı adalet> adlı bir bildiri ya­ Haziran 1 9 1 9 ) . Kazım Karabekir'in bu dü­ te. 1 933'te Vala Nurettin Va - NO ile Niza­ yımladı. Na -,ıar ki, duruma müdahale eden şünceyi destek/emesi, Mustafa Kemal'in de mettin Nazif Tepedelenlioğlu'nun kurduk­ Avusturya, Al n anya ve Rusya bu girişimi de. görev ve memu riyetlerinden istifa ederek, Er­ ları «Hergün»ün yaşamı kısa sürdü. Mehmet yeterli bulmadıklarını ifade ederek, Avustur­ ızurum Müdafaa-/ Hukuk Ceı'm iyetine üye Faruk Gürtunca'n ı n 1 947'de kurduğu, baş­ ya başbakanı Kont Andraşi'nin yazdığı bir olması, Erzurum kongresinin açı imas ı nı ko­ yazarl ığını yaptığı aynı adı taşıyan gazete, notayı Babıal i'ye gönderdiler. Notada, üye­ laylaştırdı. Erzurum Kongresine Bitlis, Er­ 1 950 - 1 960 döneminde Demokrat Parti'yi lerinin yarısı Hı ristiyan olmak üzere bir İ l zurum, Sivas, Trabzon'dan gelen 54 delege savundu. 1 955 - 6 l 'de ccHergü.n Ekspres» Meclisinin kurulması, vergilerin Hersek ve katıldı -( 23 Temmuz 1 9 J 9 ) . Mardin ve Di­ ıçın kullanı lması H ı ri·stiyanların adıyla Ankara'cla, ccEdime» a d ı yl a yerel bir Bosna yarbakır delegeleri yerel h ü kümet otorite­ gazete olarak Edirne'de yayı mlandı. Murat kendi Ayinlerin; serbestçe yapma hakl arının /erinin engellemeleri nedeniyle gelemediler. usulünün Sertoğlu, Ü mit Deniz, Reşat Ekrem Koçu, güvence a l tıı:ıa a l ı n ması, i l tizam Delegeler oybirliği ile kongre başkan l ığına Adf!an Tahir, Cüneyt Arcayürek, Abbas Par­ kald ırı lması gibi sonradan tam bağımsızl ık Mustafa Kemal'i seçtiler. B u kong ren in ça­ maksızoğlu, Uljur Gürtunca gibi gazeteci ve isteklerine yol açabilecek amaçlar öngörül­ l ı şmaları sonunda bir nizamnaoıe düzenlen­ yazarlara kadrosunda yer verdi. Tiraj ını yü k­ düğü halde hükümet, bu talepleri kabul et­ di ve ulusa hi taben bir bildiri yayı n l andı . seltip etkin bir gezele olamayan, daha çak mek zorunluğunu duydu. Ama yine da hareket Düzenlenen nizamname ( tüzük) gereğince bir başyazarı Gürtunca'nın şovenist ulusçu luğunu durmadı ve başkaldırıcı güçler Sırp ve Ka­ Heyet-i Temsil iye oluşturuldu. yansıtan «Hergün», az tiraHı bir akşam radağ ile Osmanl ı la r arasında başlayan sa­



: rasiden



gazetesiyken 1 975'de bir basın ortaklığına vaşlarc!a onlarla birleşerek savaştılar. Daha devredildi ve bir süre Tahir Kutsi Makal yö­ sonra Bulgaristan' ı n da bağımsızl ı k isteğiyle netiminde yayımlandı. Daha sonra ortokları baş kaldırması sonucu ortaya çıkan sorunlar arasında �işiklik oldu ve Mill iyetçl Ha­ yeni savaşlara ve gelişmelere yol açacak, öte­ reket Pa r t is 'n i n görüşlerini yansı tmaya baş­ ki Balkan ü l keleriyle birlikte· Hersek'in duru­ ( 1 2 aralık ladı. Bugün MHP yönetiminde görevli kişile­ mu da İ stanbul konferansı nda rin yazıla r ı n a yer veren ve Ülkü - Bir, Ülkü­ 1 87 7 ) özerk yönetim 'koşul lar.L kabul edi­



i



cü Genç l i k Derneği, MiSK gibi MHP para­



Ahmet Ceyhan



lelindeki k u rul uşları savunan aşırı sağcı b i r polemik gazetesi olarak yayımlanmaktadır. MHP'n in yarı resmi organ ı olduktan sonra kadrosu s ı k sık değişmiştir. Şimdiki b aş lı­ ca köşe yazarları Enver Altayl ı , ' Taha Akyol, S., Ahmet Arvasi ve Faik Sezgi n ' dir.



( A.K.)



Hersek Başkaldırması Osmanlı yönetimin­ de bulunan Hersek'te, vergilerin yüksekliğin­



·



lerek çözüme bağlanacaktır.



Hersekli Arif Hikmet



( Mostar - 1 889



/ İs­



�anbul - 1 903 ) . Şair. İstanbul'da öğrenim gördükten sonra Sadaret Mektupçululju ka­



gös terilmiştir : Mustafa Kemal - Sabık 3. Or­ du Müfettişi, askerlikten müs tafi, Rauf bey Bahriye Nazı rı Esbakı, Raif Efendi - Sabık Erzurum Mebusu, İzzet Bey - Sabık Trabzon



Mebusu, Servet. Bey - Sabık Trabzon Mebusu, Şeyhi Fevzi Efendi - Erzincan'da Nakşt Şeyhi, Bekir



Sami Bey, Beyrut Val i-i Sab ı k ı ,



S;ı­



dullah Efendi, Sabık Bitlis Mebusu, Hacı Musa Bey - Mutki Aş iret Reisi ... 8u ki· ş i ler, Ulusal Kurtuluş Savaş ı n i n i l k yürütme komitesini o l u ş turmak amacıyla seçildiler.



lemi ( 1 85 6 ) ve Adliye Dairesi'nde ( 1 868 ) çalıştı. Daha sonra Hüdavendigar, Manastır, Ancak bu kuruldaki k işi ler i n tamamı, hiçbir Kastamonu, Adana Cezai r Vilayetleri Bidayet zaman bir .araya gelerek birl ikte çalışmış Mahkemesi reislikleri, İstanbul İstinaf Mah­ değil lerdir. Bunlardan İzzet, Servet ve Hacı kemesi üyeliqi, İsti naf Hukuk reisliği, Tem­ Musa Beyler ve Sadullah Efendi hic; gelm• yiz Mahkemesi üyeliği görevlerinde bulundu. inişler, Raif va Şeyh Fevzi efendiler Sivil! Naili ve Fehim'in etkisinde görünen gazel l e­ Kongresine katıldıktan sonra, biri Erzurum'•, rinden başka bilgece söylenmiş k ı talar ve diğeri Erzincana dönerek, bir daha Heyet-i kasideler de yazd ı . İbnül Emin Mahmut Ke­ Temsil iye'ye katılmamışlardır. Rauf Bey ( Or. mal'in önyazısı ile basılan divanın­ bay) ve Sivas Kongresine ka t ı l a n Bekir Sa­ dan ( 1 9 1 8 ) başka Levayih-ül Hikem, Lev� m i Bey, , İstanbul'da açılan Meclis-i Mebusan'ı mi-ül Efkiir, Sevanih-ül Beyan adlarında gidinceyedek birlikte bulun muşlardır. Erzu­ tasavvuf ve fel sefe konularını içeren eserleri ' ' rum Kongresi, yabancı c!evletlerin işgali ne­ de vardır. deniyle İstanbul'daki hükümetin görevini yap­



den yakınan bir grup halkın başlattıkları ( 1 875 ) . Başkaldı rmaya yol, açan ne­ ! den l eri n başında, imparatorluğun eski siyasal, . ekonomik ve askeri, gücünü yitirerek, geçen ' yüzyı l larda sınırlarına kattığı ülke ha lk l a r ı­ , n ı n baljı msızl ı k isteklerini gerçekleştirecekleri bir o rtam ın bulunduğunu görmeleri gel­ mektedir. Nitekim XIX. yüzyıl başından beri Hersek'te de başlayan k ı p ı rdanmalar 1 862'de küçük bir başkaldırma düzeyi ne ulaşm ı ş , Heyet-i Temsiliye Erzurum ve Sivas Kong­ halkın kendi dil leriyle öğretim yapan okul­ relerinde oluşturulan ve o:geçici hükümet• ların .ıı ç ılması, üretimden alınan vergilerin n i teliğindeki kurull ara ve rilen ad. Ulusal Kurtuluş Savaşının başlangıcındörtte üçünün aza l t ı l ması gibi istekleri Ba-



! hareket



IŞ_rzurum vilayeti makamına verilen 2'4 l\ğus tos 1 9 1 9 tarihli bi ldi rimele, Hıyet-i Tem­ s i l iye üyelerinin isimleri ve kiml ikleri şöyle



maması veya dağı iması halinde, ulusun lril· desiyle meydana gelen ve Kuvvayı Milliys ( Ulusal Kuvvetler) adını taşıyan kuruluş­ ların ulusal iradeyi egemen k ı l acağını be-



548 H I N ÇAK lirtmiş, bunun için de bir temsil heyeti ( He­ yet-i Temsiliye ) , ona, gerekirse hükümet ola. rak iş görmek yetkilerini de vermişti . . Alı­ nan kararlar ve meydana getirilen Heyet-i Temsiliye ile Erzurum Kongresi, Anadolu'da ulusal bir de'tletin yürütme gücü olan ulusal bir hükümet kurmak konusundaki niyet ve azmini anlatmış olmaktadır. Doğu ve Batı ii leri ile Trakya'daki u l u­ sal kurtuluşçu güçleri birleştirmek için top­ lanan Sivas Kongresi, Erzurum .Kongresinde vatan ı n bütünlüğünü ve istiklalini sağlamak konusunda verilmiş olan kararları kabul ede­ rek kendisine malettiği gibi, Anadolu ve Rumeli'de kurulmuş olan bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti» adını taşıyan bir tek der­ nek haline getirdi ( 7 Eyl ül 1 9 1 9 ) . Bu örgüt ac!ına söz söylemeye ve iş görmeye yetkili olmak üzere bir de Heyet-i Temsiliye seçildi. Sivas Kongresi kararlarının onuncu madde­ sinde Anadolu ve Rumel Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 4 Eylü l 1 335 ( 1 91 9 ) tarihinde Sivas şehrinde toplanan Umumi Kongresi tarafından mukaddes maksadı takip ile umu­ mi idare teşkilatı için bir « Heyet-i Temsiliye» seçtiği belirtilmektedir. Sivas Kongresi'nin ( eskisine-Eı:zurum Kong­ resindekine) altı kişi ekleyerek seçtiği He­ yet-i Temsiliye, Mustafa Kemal Paşa, Rauf aey (Orbay) , 3. Kolordu Komutanlığından emekli Kurmay Albay Refet ( Bele ) , eski Er­ zurum Mebusu Raif .Efendi, eski Trabzon Mebusu İzzet ve Servet Beyler, Erzincan Nakşibendi Şeyhi Hacı Fevzi Efendi, eski va­ l ilerden Bekir Sami, Mazhar Müfit Beyler, eski Ankara Mebusu Ömer Mümtaz Bey, eski mutasarrıflardan Hakkı Behiç, Hüsrev Sami ve Niğdeli Ratipzade Mustafa Beyler­ den kuruluydu. Sivas Kongresinde seçilen He­ yet-i Temsiliye başkanl·ığına da Mustafa Ke­ mal getirildi. Sivas Kongresi, Cemiyetler Ka­ nununa aykırı ve İstanbul hükümetinin açık muhalefetine karşı n toplanmış ve vazife ve memuriyetlerinden azledilmiş bulunduğu, tutuklanması hakkında Dahiliye Nazırı ta­ rafından emirler verilmiş. olduğu halde, Baş­ kanı ığı na Mustafa Kemal'i seçerek açıkça "ihtilalci» bir karakter a lmıştır. Erzurum'da Şarki Anadolu Vilayatı Müdafaa-i Hukuk Ce­ miyeti Heyeti Temsiliye Reisi ve Sivas'ta da Anadolu ve : şek­ linde bir tüzük maddesi kabul etti. Ulusal Kurtuluş Savaşı n ı n ilk yürütme kurulu olan Heyet-i Temsil iye, Sivas'tan Anadolunun her yerinin yönetilmesine olanak bulunmaması nedeniyle Ankara'ya geldi ( 27 Aralık 1 9 1 9 ). Sivas Kongresi ile varlığını kabul ettiren



Ulusal Kurtuluş Savaşı, 1 920 yılı başında meşruluk kazanma çabası n a girişti. Her ne kadar Sivas Kongresinden sonra Anadolu'nun İstanbul ile ilişkisi kesilce, Heyet-i Temsili­ ye' n i n ü l ke yö ne t i m i n de e tek .merci> olarak kabulü ileri sürülmüşse ele, b u meşruluk kazanma çabalarının ilk işareti oldu. İstan­ bul'un işgali ( 16 Mart 1 920) üzerine, Mus­ tafa



K�mal,



İstanbu l



hükümetini



tamamen



bertaraf etmek ve Heyet-i Tem sil i ye'yi



çici



lalin



bir hükümet> gibi meşrOluğunu



geçmek



ve



toplamak



çalıştırmak



sağlayacak



öı:elJ.ikle Ankara'da



kararını



aldı.



Kge­



ve ihti­



girişi mlere bir mecl is



İstanbul'un



işgal



edildiği gün bütün Osmanlı vilayetle�indeki



mülki memurların, askeri makamların Heye­ ti Temsiliye ile bağlantı kurmaları, Heyeti Temsil iyenin de m ü l kl ve askeri makamlarla görüşerek u l usal ve vicdanf görevi n i yapa­ cağı bildiri ldi. Çekilen şifreli telgra(iara ( Si­ va s Kongresinden sonra Heyet-i Temsiliyenin « merci> ilan edilmesine karşı çıkan ) komu­ tanlar bu kez olumlu cevaplar verdiler. Sa­



dece 1 5 . Kolordu Komutanı Kazı m Karabe­ kir, Heyet-i Temsil iyenin kimlerden ibaret olduğunu öğrenmek istedi. Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsil iye adına 1 6 - 17 Mart günlerinde Kolordu Komutanl ıklarına ve Va­ liı'iklere bir genelge göndererek idari, mali, askeri önlemler alınmasını istedi. Bu genel­ ge .ile Heyet-i Temsil iye, meşrO ve geçici bir hükümet statüsüne dönüşmüş oldu. He­ men sonra Heyeti Temsil iye adına yapılan duyuruda yeni seçimler yapılması ve Mec­ lisin Ankara' da toplanması istendi ( 1 2 Mart 1 920 ) . Türkiye Büyük Millet Mecl isinin açıl� ması ( 23 Nisan 1 920 ) ile Heyet-i Temsil iye'­ nin hukuki ve fiil! varl ığı sona ermiş, o ta­ rihten i tibaren yas a ma ve yürütme organı TBMM olmuştur. Ender Kamil Bcıyacı Hınçak ( Çan Sesi ) Kcımitesi: 1 887'de İsviç­ re' de kuruldu. Avedis Nazarberı:ı, Kan Azad, Megovaryan, Şamovor komitenin önde gelen kişilerdendi. Merkezi daha sonra Londra'­ ya taşı nan Komite, i 890'da İstanbul' da da örgütlendi. Komitenin aHınçak» adlı gaze­ tesi de vard ı . Osman l ı devletine ba;jlı uluslarda, ulu­ salcı akımların boy verdiği bir dönemde ku­ rulan Komite, marksizrnden esinlendiğini söylemesine karşı n, benzeri örgütler gibi aşırı ulusalcı eylemlerden öteye geçemedi. "Ermenilerin kurtuluşu içln kendine uzak va yzkın olmak üzere iki amaç seçen komite, bu amaçları, programı nda özetle şöyle belir­ tiyordu. İ nsanl ığın büyük bir çoğunluğunu oluşturan işçi ve üretici sınıflar, zengin ve egemen küçük bir azınl ı k tarafından sömü· rül mekten ancak üreticilerin bütün üretim araçlarına sahip olmalarıyla kurtulabil irler.



Hı nçak Partisi de ezilen bütün Ermeni ulu­ suna, ülkü ve uzak bir amaç olarak bu dü­ şünceyi uygun görür. Ermenilik için sosyalist düzenin kurulması uzak bir amaç olarak gö;ııekte, ve b u n la r ı n etkinlik ile eğilimleri, yairnı bir amacı oluşturmaktadır . Yakın amaç, ihtilal çıkarmak ve Ermeni halkını, kölelik durumundan kurtarmaktır. Yakın amaç için, propaganda, terör, a­ kıncı alayları, ihtilal örgütü Qibi etkinlik­ leri gerek'i gören program, daha sonra şöyle devam etmektedir. Herhangi bir devlet ta· rafınc'aıı Türkiye'ye karşı savaş açılması, isyan, yakı n amacın gerçekleşmesi için en uygun dd:ika sayı lmalıdır. Marksist partilere özgü disiplin, top!unı­ sal çözümleme, taktik ve stratejiyi yönlen­ direcek, işçi sınıfı ndan yoksun olan komite, yakı n amacı için şu eylemleri yönlendirdi. Erzurum İ syanı ( 1 890) Mu�abey. Olayı ( 1 89 9 ) , Kumkapı Olayı ( 1 890 ) Merzifon Kayseri - Yozgat Oiayları ( 1 892 - 93 ) Birin­ ci Sasun Ayaklanması ( 1 895 ) Babiali Göste­ risi ( 1 895 ) Zeytun Ayaklanması ( l 895 ) . ( C G. ) H:NÇER İhsan ( Konya · 1 9 1 8 j İ stanbu l 1 979 ) . Folklorcu. Orta. öğren imini İstanbul Kabataş Lisesi'nde tamamladı ( 1 940 ) . İstan­ bul Belediyesi H.:sap işlerine memur olarak girdi. Uzun yıllar Belediye Varidat Tahakkuk müdürü olara'< hizmet gördü. Edebiyata şiir­ le başlamış, ilk ür ünle ri n i aİnkıl,apçı Genç­ lik,, ( 1 94 1 4 2 ) aYücel» ( 1 943 ) derg il e­ rinde yayı mlamıştı. Sonra «Yeni Türk», «Yurl'ıı, «Babacan» ( 1 944 - 48 ) , «Yeni İs. tanbul» ( 1 972 ) , 1 ağu stos 1 949'dan ölü­ müne değin çıkdrdığı aTürk Folklor Araş­ tırmalan» dergi ve gazetelerinde sürekli ola­ rak Türk folkloru üzerine tan ı tı yazıları, in­ celemeler yazdı. .•



·



-



,



Başlıca Yapıtl,an: Tüı·klük Bir Yanar­ dajidır ( şiirler, 1 936 ) , İstiklalimin Menkı­ besi ( şiirler, 1 937), Çoban Kızı ( roma n ,



1 946 ) . H IZLAN Doğan ( İstanbul - 1 93 7 ) Eleştirmeci ve denemeci. Pe rtevn iya l Lisesi'ni ( İs ta nbu l ) bi tirdikten sonra bir Süre İ . Ü. Hukuk Fakültesi'nde okudu. Cumhuriyet gazetesin· de düzeltcilik yaptı. ABC gazetesinde ( haf­ ta l ı k ) kitap sayfası düzenledi; Yeni Gazete' de sanat - edebiya t sayfasını yönetti ve t a n ı tma yazı ları yazdı ( 1 969 - 1 971 ) . Yeni Edebiyat dergisini yöne t t i ( l 969 1 97 1 ) . İlk yazısı 1 954'de yayımlanan Hızlan a, ­







Türk Dili, Dönemeç, Yelken, Pazu;r Post$ı, Papirüs gibi derqilerde gözük­



tü. Hürriyet Yayınları'nda danışmanl ı k ve yönetmenliği yaptı . Şimdi Altın Kitaplar Yayınevinde danışmanlığı n ı n yanısıra Cum­ huriyet ı:ıazetesinde sanat - edebiyat sayfasını düzenlemekte. Yazı ları nda okuyucuyu okuma­ ya iten ve yönlendiren bir yöntem izler. Buyayın



549



H İSAR 1 925 y ı l ı ndaki değişiklikle, maddeye ek­ lenen ikinci fıkrada dinsel ya da dini siyasal amaçlara esas ya da araç yapmak amacıyla dernek ve ör�üt .kurulması vasaklanmakta, 1bu tür örgütleri kuranlar ya da bu tOr ör­ qütlere girenler de vatan haini sayılmaktadı r. Vatana ihanetin yaptırımı olarak, ayn ı yasan ı n ikinci maddesinde asli failler için ic!·am cezası öngörülmektedir. ikinci derecede­ ki failler için eski Ceza Yasasının 45. maı:fı. de s i n de k i ceza verilecektlr. · «Vatan ihaneti» suçunu işletmek için ta hr ik ve teşvikte bulunanlar o: küreğe - ko­ nacaktı r». Vatan hainİ iğinden sanık olanlar, yerel «bidayet ceza mahkemesiı>nde yargıla­ n ı rlar. Vatan ihaneti suçunda özel bir yargı­ lama yöntemi getirilmiş, sorgu ha k iml i ği n i n yaptığı i l k soruşturma kaldırılarak, s a n ı ğ ı n



74 s a a t içinc'e mah kemeye verilmesi kabul



edilmiştir. Ayrıca, bu tür sanıkların ya rg ı­



Doğan Hızlan



dır.



«Diyalektik



Düşüncenin



Tarihi»



( 1 96 6 ) adıyla hazırladığı bir kitaptan baş­ ka «Felsefe El Kitabııı ( 1 970 ) adlı bir çalışması daha vardır. Çeşitli inceleme yazı­ ları arasından «Tanpınar Üzerine Notlar» (Yeni Ortam / 3 1 · Mart - 9 Nisan 1 973 )



(Yeni Dergi, /



S ay ı



1 06







Terrım_uz 1 973 )



ad ı n ı taşıyan i ncelem esi edebiyat dünyamız· l cı n mal;ı r ı n ı n 20 gün içinde qjtirilmesi d9 da ta r t ı ş ma l a ra ve yeni bakış açıl arı n ı n doğ­ öngörülmüştür. masına neden oldu. Az yazmas ı na karşı l ı k Vatari ihaneti suçundan dolayı verilen H i l a v' ı n Marks'çı b i r dünya görüşüyle ede­ kararların Temyiz Mahkemesinde öncel ikle biyat sorunlarına yakla;.ması öze ll i kl e eleş­ ele a l ı n m a s ı , bozma kararlarına karşı ye rel t i ri a l a � ı nda uya rı cı ve söz ko n u s u olgu­ mahkemelerin di re n me hakk ı n ı n bulunmama­ ! a r ı gözden g�çirmeye zorlayıcı bir etki co­ sı da bbul edilmiştir. ğurdu. Bu vasi!, Ulusal Ku rt u luş Sava ş ı nı n ola­



nu yaparken yap ı t ı n özgün yanlarını ıyıce q a n ü s tü koş u l l a rı içind� ç ı karı l m ı ş t ı r . Bu va­ ortaya ç ı kartarak okura yardımcı olur. Genç­ ' ' n ı n tan ı mladığı bazı ey le m le ri i ş leye n le rin l i k sorunları üzerine Ne İstiyoruz? adlı votan h a i n i s av ı l ma s ı kabul edilmişse de, bir derlemesinden başka yayı mlanmak üzere ·.ıa tn n a ihanetin bu yas�da gös te ri l e n eylemleri



olan Çağdaş Edebiyatımızın Dip Notları, kaosamadıqı vol tnıcfa bir ku ra l kon m a m ı ş t ı r. Bir Şiirin Oluşum Serüveni ( Dört inceleme )



Ya sanın Mecliste aörüşülmesi s ı r a s ı n da «bu adlı çalışmaları vardır. Çocuklara h ikayeci­ madd"i bnun ivede haini vntan tarif edilm iş­ lerimizi tan ı trr.ak amacıyla düzen lediği Gül­ t i r. Halbuki fail değil . fiil tuif olunmak deste, Haydi Anlat Anneciğim a d ı yl a ya­ J;\z•rncl!r» d�n i l m i s s e de, hliküm bu o ek i lde yımlandı ktan sonra Bayram Gömleği adıy­ k ıı l m ı s ' • "· B u konuna day a n ı l a r a k Damat la ikinci baskı yap t ı . F"rit P a s a v, onun için a n ı msayabildiği oranda tekrar



tekrar yaşaya;'.. ildiği bir hayat biçimidir. İçine



Çamlıcadalci Eniştemiz ( roman 1 944, 1 956 ) Ali Nazmi Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği ( roman, 1 952 ) , Boğaziçi Yalılan ( ha t ı ralar, 1 954 ) , Aşk İmiş H� Ne Var A· lemde ( seçi lmiş m ı sra ve beyitler, 1 955 ) , Geçmiş Zaman Köşkleri ( ha t ı ralar, 1 956 ) , Geçmiş Zaman Fılcralan ( 1 95 8 ) , İstanbul v� Pif!rre Loti ( hatı ra l a r, 1 95 8 ) , Yahya Ke­ mal'e Veda ( ha t ı ralar, 1 959 ) , Ahmet Haşim Şiiri ve Hayo;tJı ( 1 963 ) . Şükran Kurdakul



sözcüklere



Abdülhak Şinasi geçit



dil miştir.



rasl a n ı r.



dönemi edebiya­



Yapıtları: Fahim Bey ve Biz



C . H .P.



Roman ve



çüncülük



kazandı.



( roman,



Hikaye Armaqa n ı nda



ü­



1 941 , 1 942, 3. bas. 1 95 5 ) , Boğaziçi Mehtapları ( 1 943, 1 956 ) .



leri, yani hukuksal işlemler özel hukuk a­ açığa vurduğu; irade bi ldi­



ancak üstün hukuk kura l l a r ı n a uymak şartı ile v a r l ı k kazanabilecektir. Po­ lis cku1et sisteminde ise, yasalar da, bü­ rimleri gibi



yönetsel



tün



nitelikte



işlemler de tamamen



olup,



takdiri



yönetenlerden ç ı k ı nca veya



bunların kabôlü üzerine derhal uyulması zo­ birer kural durumunu a l m ı ş olur,



runl u



bunların ayrıca bir varl ı k ve sağl ı k koş u lu



sözkonusu



olmaz.



Hukuk devleti



kural, bir



düşüncesinin soyut



bir



ü l kü olmaktan ç ı karak, bir ger­



çeklik haline gelmesi



için yap tı r ı mlara ge­



rek vardır. Devletin hukuksal işlem lerini s ı­



n ı rlandı racak, rın va rlığı



ikı s ı tl ayacak



üstün



kura l la­



kabul edilmek gerektiği gibi, bu



üstün kurallara devletin



hukuksal işlemleri­



nin aykı r ı l ığ ı ileri sürüldüğü zaman bu sa­



vın ı:'oğru olup olmad ı ğı nı yargısal kura l l ar-



551 HUKUK sokacak nun denetimi için ikinci bir meclisin ( Se­ l a saptayacak ve sonuçta .hukuk kural ına mi, hükümet · işlemi kategorisine aykırı durumu ortadan kaldı rabilecek yar-. nedenlerin varolduğunu görürse davayı esa- natonun, Ayan Meclisinin ) bulunması yeterg ısal bir örgüte ve yargısal bir denetime sına girmeden reddediyor, işlemin yasal l ı ğı- li sayıl ıyordu. nı aramak yetkisini kendince. görmüyordu . Ne var ki, 1 878 y ı l ı nda Meclisi Mebugereksinme vardır. Hukuk devleti, «kanun devleti» kavra- l ngil tere'de hukuka ba ğlı devlet görü ş ünün sanın dağıtı lması ile başlayan 30 y ı " · k dö­ mı ile karıştırılmamak gerekir. Hukuka ay- gelişmesi, hikmeti hükümet gereklerine da· neme«� hukuk devlet ilkesi yürürlükten kal­ kırı kanunlar( yasalar) çıkarı labilir, yapı- yan ı larak genileştilen takdiri h areket saha- dırılmış v� ancak 1 908 f i . Meşrutiyet ha­ lan devlet faaliyetleri de bu yasalara· uygun sını daral tmış oldu. Hüklimd,a rın yetkilerine reketinden sc· nra pozitif hukuk bakı mı ndan görünebilir, ancak bu o devletin hukuk dev- karşı konan c rula of f aw» ilkesi, «hiç kim- bir hukuk c:'.evlet kurıılmaya çal ı ş ı lmıştır. senir.ı hukukun üstünde olamay a c a ğı » sözü· Ancak bu dönemde de fiilen polis - devlet Jeti olduğunu kanı tlamaz. sistemi yürürlüktedir. Hukuk devleti sistemi 1 789 Fransız ne dayanıyordu. İngiltere' cif, devletin tüzel kişiliği a leyburjuva devriminden sonra Fransa'da belir1 921 ( 1 33 7 ) Teşkilatı Esasiye Kanumiştir. İnsan Hakları Bildirisi en üstün hu· hinde dava açılamaması , memurların işlem- nu ise, hukuk devleti bakı mı ndan ulusal e­ kuk kuralı n ı oluşturuyor ve Anayasa ile !erinden dolayı devlete sorumlulu k düşme- cemenlik esasiyle yetinmiştir. 1 924 ( 1 340 ) . yasalar d a bunu c',aha çok somutlaştı rıyor- mesi ve hükümdarın sorumsuzluğu gibi ayr ı- İ kinci Teşkilati Esasiye Kanunu ise, Anaya­ du. Yasalar artık hükümdarın keyfi ve tak- calı klar ve dokunulmazl ıklar varl ığını koru- sanın üstün bir hukuk kuralı oluşturduğunu diri bir iradesi değH, yönetimin de üstünde duğu için, devletin tüze l kişiliğinin hukuk ve hiç bir yasanın anayasaya aykırı olama­ olan ve ulusal egemenliği temsil eden ulus kurallarına tam bir bağl ılığı sağlanmış de- yacağı n ı belirterek yasama organını hukuk temsilcilerinin iradesi idi. O halde bu ku- ğilc!ir. kuraliyle bağlamış ve ileri hükümler getirBirleşik Devlet leri'nde ise , miştir. Uygulamada ise, .hiçbir yaptırımın Amerika rallar hükümet ve yönetimi c!e bağl ıyordu ve artık memurlar bu iradenin anlat ı m ı o- devletin hukukun yaratıcısı olması ve bu bulunmaması nedeniyle cAnayasaya ·a ykırı lan yasalara da bağlı olacaklardı. bulunduğunu n yasalar» çİkarılmasının önüne geçilememişnedenle hukukun üzerinde geçışı, teorik olarak kabulü görüşü, huk uka bağlı tir. Tek ıiartiye dayanan TBMM ve sonraki Almanya'n ı n hukuk devletine ile bağdaştırılamaz. A . B.D.'- dönemdeki iktidar çoğunluğunun diktası ol­ 1 Fransa'C.aki volu izlememiştir. Alrnanya'da devlet görüşü ' eski kurumları tamamiyle y ı karak tamamiy- de de hukuk devleti düşüncesi, devletin gusu, hukuk devletinin Türkiye'de gerçek­ le yeni kurumları yaratacak bir ihtil§I ve kendi kendini hukuk kurallarıyla s ı n ı rlama- lcşmesini sağ'ayamamıştır. limitation ) ile a çıklanmaktadır. i 961 Anavasası, hukuk devleti ilkesini devrim gibi geniş bir eylem olu$mam ıştır. sı ( auta Osmanlı devletinde padişahla vezirleri- somutlaştırmak için, .�!etin, demokratik, Almanya'da hukuk devleti, kendi kendini limitation » biçiminde ge- ni ve dolayısiyle devleti, hukuk kurallariy- laik, sosyal bir hukuk devleti olduğunu kas ı n ı rlama «auta ' ILmiştir. Hükümdarın verdiği ""rıcalık so- le bağlamak eğilimi ilk kez i l. Mahmut' un bul ettiği gibi, bu ilkenin ve sistemin en i nucu olarak u luslar vb. gibi önemli işlem- tahta çıkışı s ı rasında görülmüş , 1 808 ta- önemli ve esaslı yaptırımı olan yargısal i ler bu katı lma olmadan tamamlanıp oluş- rih li Sened-i İ ttifak ile devlet ve pad işah , denetime de büyük önem vermiştir. Gerek muş sayı lmıyordu. Böylece ulus temsilci- R umeli ayanına karşı birtak ı m s ı n ı rlamalar yönetimin ve gerekse yasama orq'!_n ı n ı n iş­ lerinin ( yeni bir yasa ile değiştirilinceye ka- altına girmiş ve kabul ettiği koşulların ter- lemleri yarg ı sal denetime bağ l ı d ı r. 1 961 Anayasası hukuk devleti sistemini dar ) katılma ile koyduğu kurallar (yasala r ) , sine hareket etmemeyi kabul etmiştir. Bu hükümeti ve yönetimi s ı n ı rlandırıp ka- itti faknam enin önemi, padişahın ve hükü- kurmak için şu noktalara önem vermiştir: i yı tl ıyordu. Bu bi ç imde , ya salar hüküm- metin iradesi üstünde bir hukuk kuralı yaİ k inci bir meclisin , ( senatonun ) dar : n tek ira c!esinin urunu olmaktan ratmaya ça l ışmasıdır . Bu bağıtsal anlaşma , Mill et Meclisi'ndcn ç ı kan yasaları denetleçıkama- mesi, çıkm ı s , ulus temsilcilerinin kstıl ı mı ile hiçbir zama n uyygulama alanına �rçek!e5en ortak bir işlem durumuna gel- mıştır. 2 - Tarafsız ( partizan olmaya n ) bir Gülhane Hattı Hümayunu ( 1 83 9 ) Hu­ yönetimin sağloriması, . bunun ii;in devlet miştir. Aynı zamanda hükümdar vönetsel katı l ımiyle kuk devleti sistemine geçi'şte önemli bir a­ başkanı n ı n tar�fsı.zlığının sağlanması , özerk işlem!eri r'e soruml u baka n ı n vapıvordu. Bakaıı bu işlemleri yasalara uv- şamadır. Padişah Abdülmecid'irı t